NISHANE / TIME CAPSULE COLLECTION

Zaman kaç boyutludur? Bir bilim adamı başka, bir tasavvuf ehli başka, yeni doğmuş bir köpek yavrusu başka yanıtlar bu soruyu. Bana sorarsanız, insan sayısı kadar zaman boyutu vardır yeryüzünde.

Sanırım Nishane de, bir parfüm koleksiyonunun temeline zaman kavramını alırken biraz meseleye bu açıdan yaklaşmış olmalı. İlk bilgiyi vereyim; 4 farklı koku var Nishane’nin zaman yolculuğu vaad eden koleksiyonunda; 4 farklı duygu evreni, 4 farklı teklif, 4 farklı yaşam ihtimali gibi. Tıpkı zamanın boyutları gibi kokunun ve hafızanın boyutları da sonsuz ihtimalden mütevellit. Ben de, gözlerimi kapatıp bu 4 farklı esansa verirken iç dünyamı, en derinde ne var, en dipte neler yaprak oynatıyor, onu anlamaya çalışacağım.

Tempfluo

Okuldan dönüp ananeme sarıldığım akşamüstlerinde parfümlerin sadece “aa ne hoş kokuyorsun, hangi parfüm bu?” sorusundan ibaret olmadığını öğrenmiştim. Bir parfüm bir kolonya ya da ucuzundan bir krem sürmüş olsun yanaklarına. Ananemin taşıdığı kokuların bana neler çağrıştırdığı, o kokuları hesap edenlerin aklına dahi gelmezdi. Bu yüzden kokular hayli çarpar beni. Ve kokuların gücü sayesinde, dünyaya dair yeni bilgiler edinmek başımı döndürüyor. Tempfluo’ya gelince, kokladığımda, burnumdan ziyade -nedendir bilmem- genzimde bir ferahlık yaratan bu kokunun adını araştırmak istedim önce. Bir yandan parfümü koklarken bir yandan da Tempfluo’nun ne anlama geldiğinde baktım ve karşılaştığım ilk şey, bu kelimenin ait olduğu dile dair bulduğum bilgi oldu. Esperanto. Dilin adı bu. Hiçbiriniz duymamışsınızdır sanırım. 26 Temmuz 1887’de, Polonyalı Dr. Zeamenhof’un ortaya attığı ve bütün ulusların dillerini kapsayacak bir lisan olarak doğmuş Esperanto. Detaylarını araştırarak bulabilirsiniz çünkü bu kokuyla bu mecnun işi dünya dili yaratma girişiminin bir paralelliği var; bir ütopyayı yansıtıyorlar. Bu esans, içindeki bergamot, mandalina ve safranla, boğazımı serin serin gıdıklarken ve burnum aradan çoktan çekilip gitmişken, belki de adını aldığı Esperanto’nun varlığı gibi bir direnç sergiliyor beynime. Beni konuşabilir, konuşturabilir, anlayabilirsin diyor. Anne Flipo’nun var ettiği bu esans, Esperanto’da “zaman akar” anlamına geliyor ve mottosunda da “sadece bir kez yaşarız, günü kavra” diyor. İsim, motto ve kokunun bütünlüğü çok akıllıca bir bütünlük yakalıyor; bu kadar keskin ferah bir koku, beni nasıl olur da dinginleştirebiliyor? Bilmiyorum. Çok reklam cümlelerine kaçmadan, eğer siz de bir yaz esintisinde dudaklarınızı ıslatan serin suyun ağzınızdan geçip kursağınıza ordan yemek borunuza ordan midenize inişini keyifle hissediyorsanız, Tempfluo’yu büyük ihtimalle çok seveceksiniz.

Kredo

Kredo da yine Esperanto’da, inanç demekmiş. Kredo’ya dair cümleler kurmadan önce şunu belirtmek istiyorum; kokulara, biraz Sokratvari yaklaşırım. Parfümlerin hiçbiri bence sıfırdan var olmuyor. Yani evrenin bir yerlinde, tarihin bir noktasında, bu parfümü var eden elementler muhakkak bir arada bulunup bu parfümün esansını yakalamıştır diye düşünüyorum. Yani mesela bir aktar dükkanında, ağzı açık unutulmuş kakule kavanozunun üstüne pembe biber tozları uçuşsa ve hemen tezgahta duran Osmantus çiçeği o sırada buram buram kokuyor olsa, dükkan sahibi ise yepyeni süet montunun kokusuyla, elinde taşıdığı öd ağacı parçalarını dükkana getirse ve o sırada usulca bir sandal ağacı tütsüsü yaksa… İşte bu kokudaki birlikteliğin, bir yerlerde ortaya binlerce kez çıkabileceğini gösteren basit bir hikaye. Bu girişten sonra Kredo’nun kaşifi Jean-Louis Sieuzac, o aktardır diyemem elbette. Ama hiç şüphesiz bu yoğun ama dipten gelen inceliğiyle insanı saygıya, kendine çekidüzen vermeye davet ediyor ve bu esansla yarattığı evrene girerken, insanın aklında kendi hikayesinin izlerini de bırakmayı kesinleştiriyor. Belki zor bir koku olabilir kimilerine göre. Biraz karışık gelebilir. Fakat bunları taca çıkaran bir özelliği var bu esansın; burnunuzun ucundan geçtiği anda, tekrar koklamak, derinliğine hakim olmak istiyorsunuz. Bu yüzden Kredo, yoruculuğuyla değil, kütlesiyle, derinliğiyle hayli ağır bir koku.

Tero

Tero da Esperanto’da dünya anlamına geliyor. Kokunun felsefesi ise kısaca hepimizin dünyayla aynı olduğunu, doğup öldüğünü, sürekli bir dinamizm içinde olduğu, devinip durduğunu ve ona bakmamız gerektiğini anlatıyor. Biliyorum, bazılarınız “altı üstü bir parfüm, sıkar çıkarım, edebiyat parçalamasınlar” diyor olabilirsiniz. Ama inanın bana, Tero’yu koklarken altığım garip toprak ve ferah yeşil kokusu nasıl edinilmiş bilmiyorum. Felsefesine o kadar uygun noktaları uyarıyor ki zihnimde, bu kokuya kişisel yaklaşmaktan ziyade gerçekten bir insan olarak, varoluşumla uzanıyorum. Ya da o bana öyle uzanıyor demek daha doğru olacak. İçinde çok fazla nota bulunan bir koku öyle iyi birleştirilmiş ki, sanki ortaya çıkan vücut tek bir parça. Tero da -benim için- yeni bir şeyler var; şaşırtmaktan ziyade kucaklayan bir his. Yeryüzü gibi. Sahiden konuşuyorum, hoş cümleler kurmak değil niyetim. Tero’nun o karışık sadeliğinden ortaya çıkan fevkalade “doğaya dair” kokudan çok etkilendim.

Papilefiko

Kelebek Etkisi. Esperanto’da karşılığı bu Papilefiko’nun. Mutlu uyanılan bir sabaha benziyor. Gün içinde neler yaşanılacağı muallak. Felsefesinde belirtildiği gibi, hepimiz doğayız ve yeryüzünde pozitif enerjinin hakim olması için harekete geçmeliyiz diyen bir günün doğduğunu biliyoruz o mutlu sabahta sadece. Üstümüzde ne geçmişin yükünü ve geleceğin korkusunu taşımadan çıkmalıyız yataktan. Temiz nevresim kokusu gibi temiz bir esans. Ferah mutfaklar gibi yeni tatlara alan açan bir esans. Uyku mahmurluğundan çıkmak için içilen bir bardak su gibi duru. Kimseyi yormayacak bir koku. Belki hiçbir günün yıldızı, akla kazınanı olmaz. Ama unutulmayanı ve yokluğunda arananı olabilecek bir parfüm Papilefiko. Her şeyi birleştiren ve hafifletirken böyle, bir yandan bana tüm koleksiyonu da özetleyen Cemal Süreya dizesini çağrıştırıyor bu parfüm; “Zaman mı? değil zaman. / Akan zaman değil, mesafelerdir.”

Kaan Koç