Simi, çoğ guzel!

DSC00290

Bakir onlarca plajıyla, cam gibi berrak deniziyle, manastır ve kiliseleriyle, saat kulesiyle, neo-klasik renkli mimarisiyle, dar sokakları ve lezzetli deniz ürünleriyle Simi, bağırmıyor ama gözünüzün içine baktığını söylemek doğru olur. Bu çağrıya uyarsanız pişman olmazsınız.

Bu yaz bereketli geçti benim için. Leyleği havadan hiç indirmedik neredeyse. Benim için yeri hiç değişmeyen gözdelerimi de ziyaret ettim, farklı coğrafyaları da. Güzel insanlarla tanıştım; içtenliklerinden, samimiyetlerinden etkilendim, kıvandım. Sezonu kapatmak Simi’ye (Sömbeki) ve bizim Selimiye’ye nasip oldu ama belki de hâlâ gidilecek yerler, keşfedecek yeni mekânlar, insanlar vardır, kim bilir…

Ama lafı uzatmadan biraz Simi’den bahsedeyim size önce: Adanın üç dönemdir işbaşında olan genç ve enerjik belediye başkanı Eleftherios Papakaloudukas’ın (umarım adını doğru yazmışımdır, kısaca Lefter diyebiliriz kendisine ama) davetine icabet eden bir avuç gazetecinin arasına, biraz da programımı zorlayarak son anda katılıp Simi’ye vasıl oldum. Biraz meşakkatli olduğunu söylemeliyim zira Simi’ye ulaşmak için uzun bir yolculuğu göze almak zorundasınız. Uçakla Dalaman’a geleceksiniz, karayoluyla Datça’ya ulaşacaksınız, oradan da 1 saati aşkın süren deniz yolculuğunu göze alacaksınız. Şimdilik sadece özel tekneler müşteri oldukça adaya ulaşım hizmeti veriyor ama neyse ki gelecek sezonun başından itibaren düzenli feribot seferleri başlayacakmış, şimdiden müjdeyi vereyim.  Bodrum üzerinden de haftada üç kez adaya ulaşmak mümkün.

 

Hâlâ bakirliğini koruyor

Ulaşım şimdilik sıkıntılı ama ben yine de sonuçtan çok şikayetçi olmazdım. Adanın yerel yöneticilerinin turist sayısını artırma hedefi haliyle normal, olması gereken de bu… Yine de kuru kalabalıklardansa bilinçli turistin adayı ziyaret etmesi benim daha çok işime gelir, muhtemelen onların da. Biraz bencilce ama adanın doğallığını, bakirliğini, güzelliğini koruması  buna bağlı.

Bakirlik demişken Simi, bugüne kadar ziyaret ettiğim Yunan Adaları’ndan (ilginçtir anakaraya hiç ayak basmadım ama Simi ve ardından 4-5 saat geçirdiğim Kos’la yediyi buldum) çok farklı değil. Bunu kötülemek için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Son derece bakımlı, temiz… Sonra insanları sıcakkanlı, dost canlısı, sevimli. Hayat diğer adalarda (özellikle küçüklerinde) olduğu gibi aheste akıyor burada da. Deniz son derece davetkâr, deniz ürünleri inanılmaz (birazdan ayrıntılarla kıskandıracağım sizi maalesef), kolayca Türk rakısı bulmak da mümkün (fiyat bizden daha ucuz!) daha ne olsun değil mi?

Yasas/Şerefinize

Buradan başlığı açacağımız noktaya geliyoruz: Son derece tatlı bir ev sahibi olan sevgili başkan, daha tanışmamızın ilk dakikasında başladı “Çok güzel” demeye. Tabii onun tatlı şivesiyle “Çoğ guzel” daha doğru bir tanımlama olur. Bodrum’dan, Datça’dan, İzmir’den hatta İstanbul’dan kareler eşliğinde, o karelere giren pek çok tanınmış Türk sanatçıyla (Türkan Şoray’dan Filiz Akın’a uzun bir liste tutuyor)  anılarını anlatan Lefter, “Çoğ guzel”leri ardı ardına sıralayıp, 5-6 dakikada bir de “Haydi bakalum” deyip “Yasas/Şerefinize” ünlemesiyle kadeh tokuşturdu bizimle. Neyse ki içkiye dayanıklıyız da yıkılıp kalmadık masada iki gece de! Sirtaki oynayanlarımız da oldu, koyu sohbetlere dalanlarımız, çekilen her karede üşenmeden poz verenlerimiz -sevgili Ferda’ya (Öngün) selam olsun- devasa yengeçlerle, ıstakozlarla, midyelerle boğuşanlarımız, ahtapotlara methiye düzenlerimiz de (ben!) Ne kadar anlatmaya çalışırsam çalışayım bir yanı hep eksik kalacak benim için ama. Bir yandan da hüzünlü. Zira bizim memlekette bu çeşitlilik, bu lezzet yok maalesef. Pişirme teknikleri de farklı, sunumları da. Önce gözünüz doyuyor, sonra mideniz bayram ediyor. Ürün çok olduğu için bizdeki gibi servet ödemek zorunda kalmıyorsunuz sonra.

Ayıplayacaksınız beni muhtemelen ama neredeyse kahvaltıda bile ıstakoz yiyince bir bıkkınlık oluyor haliyle insanda. Bunu ekipteki tüm dostlarımı da şahit yazarak söylüyorum, günahı hepimizin boynuna!

 

Bu çağrıya uyun

Kışın sadece 2 bin 500-3 bin kişinin yaşadığı, yazla birlikte nüfusun 3-5 kat arttığı, yılda ortalama 400 bin turist çeken Simi, Osmanlı’nın pek karışmadığı; ilgilenmediği adalardan. O yüzden son gün ziyaret ettiğimiz Kos’a göre neredeyse Türk etkisi hiç yok adada. Süngerciliğiyle tanınmış, tüm Ege’de olduğu gibi zeytini, zeytinyağı, sabunu ünlü. Bir de ekmekleri.

Ulaşımı çok kolay olmayan –iyi ki böyle- bakir onlarca plajıyla, cam gibi berrak deniziyle, manastır ve kiliseleriyle, saat kulesiyle, neo-klasik renkli mimarisiyle, dar sokakları ve lezzetli deniz ürünleriyle Simi, bağırmıyor ama gözünüzün içine baktığını söylemek doğru olur. Bu çağrıya uyarsanız pişman olmazsınız, benden söylemesi.

 

Simi08Nerede kalınır?

Adada irili ufaklı pek çok motel, pansiyon, apart ve küçük butik otel mevcut. Biz limana yakın Hotel Lapetos Village’ta kaldık, memnun ayrıldık. Adanın üst tarafında, Pedi Koyu’na bakan Taxiarchis Apart’ı da deneyebilirsiniz. Bir aile işletmesi burası, gönül rahatlığıyla kendinizi karı-koca ve torunların ellerine teslim edebilirsiniz. Fiyatlar hayli uygun. İşin güzelliği, apart otel olarak çalıştıkları için Lapetos’ta da, Taxiarchis’te de çocuklu aileler makul fiyatlara konaklayabilir.

www.iapetos-village.gr

www.taxiarchishotel.gr

 

DSC00272Ne, Nerede Yenir?

Tabii ki denizden ne çıkarsa kelimenin tam anlamıyla. Böcek, kerevit, ıstakoz, ahtapot, kalamar, midye, yengeç… Özellikle buraya özgü kabuklarıyla pişirilen minik karidesleri kaçırmayın. Çekirdek gibi bağımlılık yapıyor, söyleyeyim. Bahsettiğim gibi ürün bol, taze, sunum şık. İlk gece Pantelis’te, son gecemizde de meşhur Manos’ta yedik. Manos, Simi’nin adını Türkiye’de duyuran mekân. Bizden de çok ünlü gidiyor tabii. Sıcak, samimi, heyecanlı ve tabii ki işinin ehli bir adam Manos. Ünlendikçe kaçınılmaz olarak kendisini ve restoranını eleştirenler artmış. Fiyatlar yükselmiş belki, boş yer bulmak yüksek sezonda imkansız muhtemelen ama servisinin ve sunduğu tatların kalitesine kimse bir şey diyemez herhalde. Pantelis de lezzet konusunda Manos’tan aşağı kalmıyor. Üstelik sahibi ve şefi, adanın yerlisi. Göz ardı edilmemeli. Haris Restaurant da aklınızda olsun…

 

Sezonu kapatırken

Simi’den 12 Adalar arasında sefer yapan feribotlardan biriyle Bodrum’un karşısındaki Kos’a (İstanköy) geçtik. Kos tabii kocaman bir ada. Rodos’a benzettim bir parça. Simi’nin, Meis’in şirinliği yok belki ama burası da güzel. Ne de olsa bir ada. Geçirdiğimiz 3-5 saatte fikir sahibi olmak kolay değil, yine de en azından bir öğle yemeği yediğimiz Barbuni Restoran’ı gönül rahatlığıyla öneririm. En az 3-4 kilo alarak döndük memlekete hem Simi’de, hem de Kos’ta yediklerimiz yüzünden. Spor da hak getire tabii. “Değdi mi?” derseniz, sonuna kadar değdi. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım yani! Darısı herkesin başına…

Yazıyı Marmaris-Selimiye’den yazıyorum. Sezonu kapatmak için yine kürkçü dükkanındayım; artık evim saydığım Sardunya’da… Sevgili Muhammet yine çok iyi ağırladı bizi, her zamanki gibi. Kışa yaklaştık ama yine de bir çılgınlık yapıp Selimiye’ye ya da son iki günümü geçirdiğim Göcek’e -Ali Abi’ye (Karacadağ), Sally’ye, Orhan Kaptan’a (Yaman) ve Ümit Abi’ye selam olsun- kapağı atarsanız benim için de gezin, eğlenin lütfen. Gelecek seneye kadar kalın sağlıcakla…

Ufuk Kaan Altın

ukaan.altin@gmail.com

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir