Hakan Yel: Kardeşim James Bond gibi bir ajan olduğumu düşünüyor

Kariyerine küçük yaşlarda su satarak başlayan, otuz yıla sürüsüne bereket patron sığdıran, iş hayatının farklı patikalarından ilerlemeye çalışan yara berelerle dolu bir gezgin Hakan Yel… Son kitabı “Törkiş Biznıs Sıtayl”la iş hayatına dair bildiğimiz bütün ezberleri alt üst ediyor. Ve “Sektör değiştirmek bir iş insanı için düpedüz kariyer intiharıdır” diyor.

İş hayatınızda sayısız sektör değiştirmişsiniz. Peki, bugüne kadar neler yaptınız?

Kariyerime küçükken pazarda su satarak başladı. Lunaparkta bilet sattım, koltuk döşemeciliği yaptım, dizi senaryoları yazdım, Marmaris’te ve Ankara’da lokanta işlettim, Pepsi Co’da satış müfettişliği yaptım…  Yani can havliyle birbirinden alakasız pek çok işte çalıştım. Sürüsüne bereket patronum oldu.

Şahsına münhasır  yolculuğunuz sizce nasıl başladı?

Aklıma çocukluk yıllarımdan  bir sahne geliyor. Ne yaptığımı hatırlamıyorum ama annem çok kızmıştı. Artık nasıl üzüldüysem “Benim hayatım hiç kimseninki gibi olmayacak” demiştim. Allah da bu dileğimi kabul etti ve bir fırtına içinde savruldum durdum. E tabii bir de işçi bir anne-babanın çocuğuysanız erken yaşta para kazanmak zorunda kalıyorsunuz. Bunun için de önünüzde iki seçenek oluyor. Kötülere inanacak kadar salaksanız ve içinizde bastırdığınız bir kötülük varsa parayı bulmak için ya kötülük yapacaksınız ya da çalışacaksınız. Ben çalışmayı seçtim.

PATRON MUTLU SON İSTİYOR

Hep “Mutlu olduğun işte çalış” derler ya yaptığınız işlerden hangisi sizi daha çok mutlu etti?

İnsanlar “Mutlu olduğun işte çalış” derler ama esas can alıcı cümleyi, “Kardeşim o işte aç kalacaksın, bunu nasıl çözeceksin?” demezler. Cümle hep eksik bırakılır. Bana gelince, ben hep çocuk isyankarlığı ve gençliğimdeki merak duygusunun peşinden gittim. Çünkü hayat tek doğrunun kılavuzunda ilerlenecek bir orman değildir. Evet, ben bilmediğim bir ormana girdim ama ormandan çıkarken girişte bekleyen adamdan daha bilgiliydim.

Peki, ne isteğinizi biliyor muydunuz?

Bunu hiçbir zaman bilemezsiniz ki… Her gün yaşadığımız olaylar bizi biraz daha büyütür, geliştirir ve bu sayede karakterimiz şekillenir. 40 yaşına geldiğinde artık 30 yaşındaki senden eser yoktur, değişirsin. Bence insanlar hasbelkader girdikleri yolda “E bari girdik, mutlu olalım” diyerek pembe gözlüklerini takıyorlar… Koskocaman bir yalanın içinde yaşıyorlar. Tabii ki sevdiği işleri yapan insanlar vardır ama çoğunluk için bu durum geçerli değil.

Şu an hem emlak sektöründe çalışıyorsunuz hem de halde domates satıyorsunuz…

Haftada üç gün sabahları Kadıköy haline gidip satıcıyı ziyaret ediyor, rakiplerin domateslerini kontrol ediyorum. Oradan Bayrampaşa haline gidiyorum. Hallerdeki işlerimi bitirince Balat’a gelip evlerin restorasyon işleriyle ilgileniyorum. Cumartesi sabah Şişli’deki organik pazara gidip ürünleri kontrol ediyorum. Aynı zamanda da Göztepe’deki inşaatların satışıyla ilgileniyorum.  Çalıştığım şirket tek bir alanda ilerlemiyor. “Bu işi ben yapayım, diğer işi başkası yapsın” gibi bir durum yok. Doğal olarak patron mutlu son istiyor.

Birisi sizin mesleğinizi sorduğunuzda ne yanıt veriyorsunuz?

Bu soru evde de büyük bir tartışma konusu. Kardeşim, benim James Bond gibi bir ajan olduğumu düşünüyor. 8 senelik evliyim, geçenlerde kayınpederim “Ne iş yapıyorsun?” diye sordu. Ben arkeoloji okudum. Son zamanlarda soranlara “Arkeoloğum” diyorum. Sonra “Ne iş yapıyorsun?” diyorlar “Sabah halde domates satıyorum” diyorum (gülüyor).

Başarı için işinizi iyi yapmanız mı, rolünüzü iyi oynamanız mı gerekiyor? İş yerinde çalışmayıp ama çok çalışmış ve yorulmuş gibi görünen çalışan sayısı da az değil.

O da bir meslek… Hiçbir şey yapmayıp her şeyi yapıyormuş gibi yapmak… Bunların bir de müdür versiyonu var. 2 yıl çalışıp şirket değiştiriyorlar ve dişe dokunan hiçbir şey yapmıyorlar. İlk başlarda çok kızıyordum ama kabul etmek lazım bu da bir yetenek.

İşini değiştirmek, değişiklik yapmak isteyen çok insan var ama yeni başlangıçlara adım atanlara toplum “Bundan da bir şey olmadı” gözüyle bakıyor.

Yaş ilerledikçe anlıyorsun ki en büyük başarı “mutluluk”… Benim arayışım da buymuş: Mutluluk. Sana mutluluk veren bir iş, sağlığını da garanti altına alıyor. Çok b.ktan bir işte çalışıp ayda 20 bin lira kazanıp kanser olabilirsin. Çünkü  o iş öyle bir gerilim yüklüyor ki  vücuduna hasta oluyorsun, bunun için değer mi? Sahip olduğun son model araba, oturduğun lüks ev ve kaliteli kıyafetler… Hiçbir şey seni mutlu etmiyor çünkü alışıyorsun, alışamadığın tek şey mutlu olmak… Bugün bir araba beğenip alıyorsun çok mutlusun ama bir  yıl sonra bir üst modeli çıkıyor ve sen bu sefer de ona sahip olmak  istiyorsun. Ama mutluluk öyle  değil, tek başına rakipsiz ve eşsiz.

ŞİRKETLER İÇİN KİTAPLAR 

Markalar için özel oryantasyon ve temel satış ekibi kitapları yapıyoruz. Genelde işe yeni giren bir çalışan; çalışacağı kurumun geleneklerini, işleyişini, işe yaklaşımını, hedeflerini ve vizyonunu “deneyimli çalışan” aracılığıyla öğreniyor. Sorun şu ki tecrübe sayesinde edinilen bilgi, bir başkasına aktarılırken değişime uğramaya mahkumdur. İşte bu yüzden çalışanlara kurum kültürünü aktarmak için en etkili uygulama şirket için özel olarak hazırlanan kitapçıklar olacaktır. Kurum içi mesajı en hızlı ve net bir şekilde aktaran bu kitapçıklar, şirketin etik kurallarını, iş güvenliği ve bölüm bilgilendirmeleri hakkında bilgileri içerir. Her şirketin kendi işleyişine özel kuralları vardır. Kişiler değişse de bu bilgiler değişmez. Eleman işe girdiğinde neyi nasıl yapacağını bilmeli.

Ali Mert Alan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir