Portelier: BAĞIMSIZLIĞIMIZ EN BÜYÜK LÜKSÜMÜZ

Kokunun bir hafıza kapısı olduğuna inanan Cemile Ceren Köşker, yıllardır büyüttüğü kişisel tutkusunu Portelier adıyla bağımsız bir parfüm markasına dönüştürdü. Trendlerden bağımsız bir marka olma iddiasıyla parfümseverlerle buluşan Portelier’in hikâyesini Köşker’den dinledik…

Benim için koku zamana meydan okuyan bir hafıza kapısıydı. Bir şişe açılır; o koku bir anda yıllar önceki bir sahneyi, bir insanı, yarım kalmış bir cümleyi geri getirirdi. Uzun süre dijital dünyada ürün yöneticisi olarak çalıştım. Onlarca dijital ürün, uygulama ve proje yönettikten sonra; sonunda elimle tutabileceğim, piksellerden ibaret olmayan, zamansız bir şey yaratma isteği baskın geldi. Bu, benim için parfümden başka bir şey olamazdı.

Bu farkındalıkla birlikte, yılların verdiği koku merakını profesyonel bir zemine taşımak için yola koyulduk. Bu yolculukta yalnız değilim; alanında uzman iki kimyager arkadaşım ve aynı zamanda ortağım olan eşimle birlikte ilerliyoruz. Formüller ve sanatsal yaklaşımımız üzerine çalışırken tek bir kriterimiz vardı: Her fikrimiz mutlaka “Farklı, Çekici ve Deneysel” olmalıydı. İlk koleksiyonumuzun üretim aşaması birkaç ay sürse de, arkasındaki fikir ve Ar-Ge süreci yaklaşık bir yılımızı aldı. Bu bir yıllık süreçte, ortaya çıkan ürünler bizi tam anlamıyla tatmin etmeseydi, projeyi orada bırakırdık. Ancak sonuç içimize sindiğinde, “Artık hazırız” dedik ve Portelier doğdu.

MUTFAĞIN SAHİBİ

Dürüst olmak gerekirse, “niş” kelimesi son yıllarda biraz anlam erozyonuna uğradı. Bugün niş olarak etiketlenen pek çok marka, pazar araştırmalarına göre üretim yapan, “ulaşılabilir lüks” sunan ticari yapılara dönüştü. İşte Portelier tam bu noktada keskin bir çizgiyle ayrışıyor: Bizim en büyük lüksümüz, tam bağımsızlığımız. Bizi ayıran temel fark, “mutfağın sahibi” olmamız. Sektörde pek çok marka, hikayesini yazar ama formüllerini dışarıdaki fabrikalara sipariş eder. Yani şefi olmayan bir restoran gibi… Portelier’de ise durum tam tersi. Formüllerimizi, ileride ismini sektörde çok sık duyacağınız yetenekli parfümör arkadaşımız, bizzat kendi laboratuvarımızda, dışarıdan hiçbir müdahale olmadan geliştiriyor. Bu bağımsızlık bize trendlere hesap vermeme lüksü sağlıyor. Elbette bir gün en iyi ud kokusunu yapacağız ama bu nota hala popülerken biz o yolculuğu ertelemeyi tercih edebiliyoruz. Üzerimizde bir yatırımcı baskısı yok; bu yüzden biz sadece açmak istediğimiz kapıya, o sanatsal vizyona odaklanıyoruz.

KAPILAR AÇILIYOR

Marka ismimiz, Fransızca “Porte” (Kapı) ve “Atelier” (Atölye) kavramlarının birleşiminden, “Portelier” fikrinden doğdu. Kapılar bir ortam, bir şehir, hatta bir ülke hakkında bizlere çok fazla ipucu verir. Biz, her kapının farklı bir dünyaya açıldığına inanıyoruz. Portelier” kelimesi, kapıları açarken size eşlik eden, geleni ve gideni karşılayan bir görevli, yani bir rehber anlamına gelir. Hayatınızda açtığınız kapılardan geçerken, bu anlarda sizin eşikçiniz ve hatta eşlikçiniz olmak istiyoruz.

BAZEN MEKAN BAZEN DUYGU

İlham bizde bazen bir mekândan, bazen bir duygudan, bazen de ham bir materyalden doğabiliyor. Bazen mekân öncüdür: Urla, bizzat o coğrafyada yaşanan bir andan doğdu. Bir yaz akşamı Urla’da yürürken, rüzgârın taşıdığı o taze fesleğen kokusu ile incir yapraklarının yeşil kokusu birbirine karışmıştı. O an durup, “Bu sahnenin kokusu bir gün bir şişede yaşamalı,” dediğimi hatırlıyorum. Bazen duygu yol gösterir: Ribeira’nın hikâyesi tamamen içsel bir andan, sessiz bir odada yanan şömineyi izlediğim o andan türedi. Hissettiğim şey aslında bir koku değildi; ortamın sıcaklığı ve yalnızlığın getirdiği o asil sessizlikti. Ribeira, bir notadan önce bir “hissiyat” olarak doğdu. Bazen de görsel bir hafıza tetikleyicidir: Örneğin Manche, gördüğüm eski, mavi, boyaları dökülmüş ahşap bir kapı fotoğrafıyla başladı. O kapının ardında ne olduğunu hayal ederken, Manş Denizi’nin soğuk tuzunu ve kıyıdaki o melankolik havayı hissettim. Önce kapı vardı, kokusu sonradan geldi. Ben ve ekibim masaya oturduğumuzda süreci şu soruyla başlatırız: “Bu kapı açıldığında nereye çıkıyoruz?” Önce sahneyi inşa ederiz: Rüzgârın sıcaklığı nasıl? Mevsim ne? Bir evin sessizliği mi, yoksa bir limanın gürültüsü mü? Kokunun mimarisi, ancak bu atmosfer netleştikten sonra örülür.

URLA

Eğer bir parfüm meraklısı Portelier dünyasına ilk kez adım atılıyorsa, ben genellikle ilk olarak Urla ile başlanmasını öneriyorum. Urla, markanın imza niteliğindeki dengesini en iyi yansıtan parfümlerden biri. Hem çok tanıdık, bizden bir hissi var hem de şaşırtıcı ve modern. Bunun sebebi, Urla’nın bizim için ifade ettiği o özgün duruş. Parfüm dünyasında herkes İstanbul’un kaosunu ya da Kapadokya’nın mistizmini şişelerken; biz rotayı Ege’ye, henüz trendlerin tüketmediği, çok ön planda olmayan saklı bir cevhere, Urla’ya çevirdik. Ancak bu, alışılagelmiş bir “yaz parfümü” değil. Ege denince akla gelen o klasik narenciye patlamalarını bilinçli olarak bir kenara bıraktık. Biz Urla’nın gerçek dokusunu; incir yapraklarının yeşilliğini ve taze fesleğeni merkeze aldık. Hatta sahilde lodosun kıyıya vurduğu o ıslak, güneşte kurumuş odun kokusunu da formüle ekledik. Denizi sadece “sabunsu bir ferahlık” olarak değil, gerçekçi “tuzluluk” hissiyle verdik…

Ali Mert Alan