YETENEĞİYLE ÜZEN BİR YAZAR: NABOKOV YA DA SEBASTIAN KNIGHT

Musa Acar’ın yüksek edebiyatla imtihanı…

phpThumb_generated_thumbnailKaranlıkta Kahkaha’nın en büyük katkısı, Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı’na yeniden bakmam oldu. Karanlıkta Kahkaha hakkında bir iki söz edersek; elbette düşen bir adamın öyküsünde öğrenilecek çok şey vardır ve Nabokov’un dili, bakış açısı, tutumu, yumuşak bir kumaşa dokunmanın yazıya dönmesi gibi ama gene de Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı bambaşka bir şey. Bu kitap, ironiyi, tedirginliği, zamanın ipe sapa gelmezliğini, genel olarak alaycılığı ciddiye alıp sonuna kadar götürmenin kitabı. Kurmaca hakkında kurmaca yaparken, ki buna bayağı bir zamandır postmodernizm falan diyorlar, doğru muyum, yazarı, yazarları, anlatıcıyı, özneyi, bir persona, bir aura yapmak yerine, bir aylak olarak ortaya koymanın eseri. Sebastian Knight olsun, üvey kardeşi olsun, derinlikli bir yazar olmaktan çok, canı sıkılan, ne yapacağını bilemeyen, yapacak çok bir şey bulamayan aylaklar. Her aylak gibi gözlem yapacak ve saçma sapan şeyler düşünecek bir sürü vakit buluyorlar. Başları estetik ve zamanla belada. Bunları ciddiye alınca da, yazar, Nabokov, yani kendi karakterlerini, kendi karakterleri de kendilerini, ciddiye alınca ortaya bambaşka bir şey çıkıyor.

Nabokov’un yaptığı ne ki aslında: Birbirinden kopuk, çoğunlukla absürd, ama yan yana gelince de üç aşağı beş yukarı hayat, yaşam ya da zaman dediğimiz ucubeyi oluşturan anların neleri ifşa ettiğini ortaya koyan, ancak bir yandan da belirdikleri, dile geldikleri anda onları olduklarından bambaşka bir şey yapan cümleler kurmak. Hayata yaklaşıp, virajı mizaha alan şeyler anlatmak. Her halde Sebastian Knight’ta, Karanlıkta Kahkaha’da olduğu gibi, konuyla ilgili duruşunu ortaya koyuyor: Bu iş, sanat tarihi okumakla, başka edebiyatlara bakmakla, araya birkaç parça Freud sıkıştırmakla olacak bir iş değil, hayata ve kendi zihnine açık olması lazım insanın, alaycı olması, ciddi olması, ama ciddiliği abartmaması ve alaycılığı umutsuzluğa çevirmemesi, bir şeyi daha büyük bir amaç için yapmıyor olmanın mahcubiyetine katlanabilmesi, kim olduğunu unutması ama çok da unutmaması, hangi meseleleri öncelikli olarak halletmesi gerektiğini görebilmesi lazım.

Sebastian Knight, ufak aksiliklerin, maruz kaldığımız, bizi kökünden değiştiren, ancak bir müdahalede bulunma şansımızın pek bulunmadığı olayların, mizacımızın sonuçlarının, kapılmaktan kendimizi alamadığımız arzu ve huysuzlukların romanı. Tabii, dili çok güzel, anlatılış biçiminde muzip ve hüzünlü bir şey var, bu yazıya bir türlü sığdıramadığım bir şey.

Dolayısıyla Sebastian Knight, insanı yeteneklerinin sınırları ile yüzleştirdiği için üzecek cinsten. Edebiyat meraklısının yapacak bir şeyi yok, üzülmeye mahkum o: İyi ve kötü edebiyatı tanıyacak, iyisini yapamadığı için üzülecek ve yazarı kıskanacak. Gene de, bu hayatı katlanılır kılan bir avuç estetik ve bir miktar sarhoşluk diyip, bira içmeye, okumaya, eski filmler ve boks maçları izlemeye devam edecek.

musa.acar.yasiyor@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir