Umay Umay’ın ruhu hesap vermez

BDedde160x125kapakOrj

Umay Umay yıllar sonra bir albümle geri döndü. Cem Adrian’la beraber düet albüme imza atan Umay’la aşağıdaki röportajı bir yıl önce gerçekleştirmiştik. Henüz okumadıysanız, buyrun.

İkili “Cam Havli” isimli albümlerinden “Anlat Onlara” şarkısına  klip çektiler. Albüm Nisan başı çıkacak.


Umay, müziği ve tavrıyla 90’lı yıllara damga vuranlardan… Popüler olmak gibi amacı olmadı hiç. Ama işleri hep takip edildi. Müziğinin yanı sıra şiir kitaplarıyla beğeni topladı; fotoğrafçılığıyla ilgi çekti… Umay Umay, ‘Cevapsız Ağrı’ isimli altıncı kitabını, altıkırkbeş yayınlarından çıkarmışken müzik, şiir ve fotoğrafı konuştuk.

Son albümünüzü 11 yıl önce yaptınız; müziği bıraktınız mı?  
İş planlayıcısı olmadım hiç, yaptığım işleri meslek edinmedim. Zaten isteğim aynen böyle plansız programsız üretmek ve yaşamaktı. Öyle de oldu. Yeni albüm yapmayacağım. Dünyadan sadece beni sevenler için son bir şarkı söylemeden gitmeyi de istemiyorum.

Şarkı ve şiirlerinizde  canı yanmış ama yine de hiçbir şeye ‘eyvallah’ı olmayan bir kadın var. Öyle misiniz yoksa sadece kelimeler de mi?
Gerçeğin ne olduğunu hâlâ çözebilmiş değilim. Çözene de çok şaşırıp gülüyorum. Gerçek diye kurdukları her şey tepetaklak olup duruyor ama sanki ‘gerçek kafalarına silah dayamış’ gibi hâlâ ‘gerçek merçek’ gibi dünya durumlarından söz ediyorlar. Hiçbir şeye ‘eyvallah’ı olmamak mümkün değil. Eyvallah demek güzeldir de ayrıca. Da kime, nasıl, neden dediğin çok önemli. Kelimeler bazen bizden daha gerçek, bak işte bundan çok şüpheli değilim.


Şarkılarınız için “Zamanın ötesinde” sıfatı kullanılıyor. Peki, siz şimdiki zamanın şarkılarını nasıl buluyorsunuz?
Çok az müzisyenden zevk alıyorum ama aldıklarımdan da çok zevk alıyorum. Birkaç harika müzisyen var; sıkı takipteyim. Günümüzle ilgili sıkıntım yok; her zaman iyiler, kötüler, farklılar, vasatlar vardı. Bu asla yeni bir sıkıntı değil. Her zaman talih ve talihsizlik vardı. Dünya hep kötü ve iyiydi. Hâlâ kötüleşerek iyileşiyor, iyileşerek kötüleşiyor. Hayat tastamam bir çelişki. O çelişkiye karşı daha korkusuz çelişmeli insan. Çelişmekten asla korkmamalı.

Şarkılarınızda, kitaplarınızda ‘kırmızı, ruj, aşk’ kelimelerini sık kullanıyorsunuz. Özellikle de kırmızıyı. Bu bir tesadüf mü?
I, ıh; kırmızı gördüğüm her şeyi kendimin sanıyorum. Nedeni de umurumda değil. Kırmızı da kırmızı.

‘Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli’ adlı kitabınızda “Cezaevlerindeki insanların gömüldüğü ya da yaşayan ölü haline getirildiği yerler olduğu ispatlanmıştır” diye bir cümleniz var. Suç ve suçlu tanımının esnediği bir dönemden geçiyoruz. Durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Padişahlık yola çıkalı çoook olmuştu. Şimdi de oturdu. Yer değişimi olarak görüyorum olan biteni. Ancak çok zalimce olabilir bu değişim. Ki yüzü göründü. Sadece Türkiye değil, dünya yere çakıldı da çakılmadım numarası yapıyor. Hızla bir uygarlığın bitmesini diliyorum. Sonuç ne olursa olsun, yeni uygarlık oluşmasını diliyorum. Biraz sonra sıfırlansak mesela, her şey sıfırlanıp yeniden oluşsa. Mucize istiyorum. Sadece açlık sınırı ve çaresiz hastalıklara takılıyor kafam. Paranın yönettiği bir dünyada her şey büyük palavraysa hangi gerçeği sormuştun bana.


Yazdığınız şiirleri insanlar kendilerine göre yorumlayıp, belirli anlamlar çıkarıyorlar. “Ben yazarken öyle düşünmedim, beni ne kadar yanlış anlamışsınız” dediğiniz oluyor mu?

Ona yanlış değil de başka anlamış diyelim. Çok oluyor tabii. Bunun bir önemi yok. Tek rahatsız olduğum “Burada ne demek istediniz?” sorusu. Yazıya ayıp bu. Çünkü bu ne bir reçete, ne de bir bildirge; bu ruh. Ruhu çok ellememek lazım. Ruh, hesap vermez.

Sizinle ilgili olarak “Umay, arıza bir kadındır” diyorlar. 
Evet, tanımlayamadıkları insanları, yırtınıp olamadıkları ruh hallerini öyle salakça tanımlıyorlar.

2000’li yılların başında yaptığınız bir röportajda “Ağzı bozuk olmayan aşk mektubu yazamam” demiştiniz. Bu durum hâlâ geçerli mi? Bir de “Ben, kendine dokunan ve kendiyle çoğalan her aşka kalbini veren kadınım” diyorsunuz? Aşk hangisi sizin için?  
Yazdıklarımı açıklamamak konusunda epey kararlıyım. Çünkü çok sıkıldım. Açıklamıyorum bana ne! Açıkla açıkla, ufff imanım gevriyor.

Kitap kapaklarındaki görseller sizin eseriniz. Fotoğrafla olan yakınlığınız nasıl başladı?
Görüntüyü sesle, üstelik çok tuhaf ve güzel bir sesle yakalıyorsun düşünsene. Fotoğrafa bir arkadaşımın ani ölümünden sonra başladım. Her deklanşör sesi, bana onu geri getirecek gibiydi. Sonra beni ele geçirdi. Söylemediğim her şarkı gibi bazen. Sarılmadığım sevgili, annemin kör gözleri, tenime değen soğuk yabancı gibi.

Fotoğraf, müzik ve edebiyat; hangisi daha ön planda?
En ön planda daha iç içe olduğum, seçilmiş, özenle koruduğum yalnızlığım var. En çok onu seviyorum yaptıklarım içinde.

 ‘Cevapsız Ağrı’; kitaba adını veren ağrının kaynağı nedir?
Bilsem söylerdim.

 

Ali Mert Alan

Bu röportaj  Akşam gazetesinde yayınlanmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir