Sokaklar benim değil

Hayat sokakta: Devrimcilerden kola reklamlarına, kabadayı dizilerinden alkol şirketlerine, deneysel sanatçılardan muhafazakar partilere herkes bunu söylüyor. Herkes sokağı temsil etmenin ya da elde etmenin derdinde, herkes herkesi sokağa çağırıp duruyor. Peki, kim bu sokak, ne, ne işe yarar, sokakta ne olur?

Sizlere bunun cevabını vermeyeceğim; çünkü buna bir cevabım yok. Anladığım kadarıyla da, bu sorunun cevabı da en iyi ihtimalle bir iddia olabiliyor, eğer bir yalan değilse. Ne olduğunuzun sonucunda sokağı belirli bir şekilde görmüyorsunuz, sokağı belli bir biçimde gördüğünüz için bir şey, birisi oluyorsunuz. Bense, tamamen objektifim gördüğünüz gibi, sokaklar benim değil.

Bugün size İstiklal Caddesi’nin paralel sokaklarından birini anlatacağım. Gazeteci Erol Dernek sokağındaki bir çaycıya, hafta içi bir gün öğlen saatlerinde oturdum. Birkaç saat burada çay içip, gazete okuyup, hayatın anlamı ve politika üzerine düşündüm.

Önce bir cezaevi hikayesine denk geldim. Sonra başka biri çalışma hayatına ne kadar erken girmek zorunda kaldığından yakındı. Bu esnada ben de birisini bir ünlüye benzettim: Benzettiğim kişi benzetilen kişiye benzemek istemediğini söyledi.  Biraz sonra ciddi kıyafetli iri kıyım üç adam geldi, kahve söylediler.

Biraz sonra bir ihtiyar gelip oturdu, hiçbir şey demeyip çayını içti. Soluklanmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım. Onun bıraktığı yere efemine bir adam geldi, iş görüşmesi olduğunu düşündüğüm birtakım telefon konuşmaları yaptı. O sokakta görmeye alışkın olduğum zeka engelli biriyse onu her gördüğümdeki gibi volta atıyor, arada yoldakilerden sigara istiyordu.Biraz daha şanslı olsam Nuri Alço’yu bile görebilirdim.

Bir ihtiyar, bir deli, bir eşcinsel, gelip giden diğer müşteriler… Günün o saatinde orada ne arıyorlardı ve hikayeleri neydi? Hikayemin basit olduğuna inandım hep; ama bütün bu insanlarla hafta içi öğlen saatinde, işsizlerin, dersten kaçmış öğrencilerin, akşamdan kalanların, emeklilerin saatinde, yolum kesişti. Birbirimiz için unutulacak birer sima, şehrin gürültüsünde bir uzak ses olup, kendi yollarımıza dağıldık.

Sokaklar kimin? Taksim’de geçen birkaç saatin sonunda durum bu: Karşılaşma ve anonimliğin deposu sokaklar. Ve dünya gündemi: Ukrayna’da mancınıklı boksörlü sokak eylemleri sonucunda başbakan devrildi, Gezi Parkı ise bir kuşağın hayallerini inşa etti. Mesele gerçekten Avrupa Birliği mi, yoksa üç-beş ağaç sevgisi mi? Ya da, ulusların kaderini tayin hakkından, kitlelerin iradelerini inşa günlerine mi geldik?

Biz de bunun bir internet yazısı olduğunu hatırlayıp bir youtube bağlantısıyla bitirelim o zaman:


Efendiler, şair haklı.

Musa Acar

musa.acar.yasiyor@gmail.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir