Kulakkurdu Ohrwurm: İnsanların abartıp elimi öptükleri oluyor

"Gecemin son iki şarkısı ya Tom Waits ya da Ahmet Kaya olur"

“Gecemin son iki şarkısı ya Tom Waits ya da Ahmet Kaya olur”

Kulakkurdu Ohrwurm ile 2012’nin Ekim ayından beri tanışıyoruz. Pixie’de, gecenin bilmem kaçında, onun omzunda “dapsitep”in dibine dalmıştım. Pixie’nin ufacık kabininde şahane bir samimiyet havası vardı. O günden sonra da hep şu tip konuşmalar geçmeye başladı aramızda :”Röportaj yapalım?” , “Olur”… Sonunda oldu!

Kulakkurdu Ohrwurm ile Moda’da buluştuk. Onu beklerken epey heyecanlıydım, sonra onu uzaktan gördüm. Size bir sır vermem gerekirse: Kulakkurdu’nun öyle bir havası var ki, hiçkimse onun yanında “havalı” falan değil…

Öncelikle “Kulakkurdu Ohrwurm” kimdir, sorusuylu başlamak istiyorum.

Kulakkurdu Ohrwurm: Ben Tacide… DJ Kulakkurdu, aslında. Almanya’da doğdum, orada büyüdüm. Buraya on yedi yaşında geldim. İstanbul’da Alman Dili Edebiyatı okudum. Ama hobi olarak hayatımda her zaman müzik vardı. O da biraz aileden gelen. Babamdan.. Onun müzik kulağı çok iyidir. Ailem de 70’lerde Almanya’ya gidenlerden… Bizim evde her zaman  plaklar, kasetler vardı. Bir şekilde, her zaman müzikle büyüdüm evin içinde. Müzik, derken de ; Anadolu’dan Almanya’ya gidenler, işçi olarak… Benim ailem işçi. Anadolu’dan gitmelerine rağmen türkü ağırlıklı ama dediğim gibi babamın müzik kulağı çok iyi olduğu için  evrensel, ön yargısız diyebileceğim müzikler… Dolayısıyla sadece türkü değil: Tanju Okan’lar, Zeki Müren’ler, Cem Karaca’lar, Barış Manço’lar… Aslında bunlar evde hep karışık dinlenirdi. Daha sonra babam  belli bir yaştan sonra bir şekilde tesadüfen jazz dinlemeye başladı. Onu da hatırlıyorum: radyoda bir devlet kanalında –TRT gibi- akşamları açtığında bazen jazz konserlerine denk geliyordu. Ve çok ilgisini çekerdi. Amerikan Jazz grupları, daha başka ne varsa dinlerdi. Adını sanını bilmeden. Sonra bir jazz merakı başladı. Dolayısıyla, yelpaze evin içinde artarak genişlemeye başladı. Benim de ilgimi çekti bu. Sonra, eve kardeşimin doğum günü sebebiyle org geldi. Hatırlamıyorum, ucuz bir şeydi yani… Kardeşim hiç heveslenmedi, bir iki bir şeyler tıngırdatıp kenara bıraktı. Ben onun başına oturup evde var olan müziklerin kasetlerini dinleyip “Aaa, bu şarkı çok güzel” deyip bunları nota bilgisi olmadan  çalmaya başladım. O kulak, enstruman çalabilme ile devam etti. Ama hiçbir zaman devamı için fırsat olmadı. Bizi bir yere yollamaya, piyano dersi için… Müzik aslında orada başladı. Evin içinde, o yıllarda. Çocukluk anılarımın içinde  hep müzik var. Sonra Türkiye’ye döndükten sonra üniversite okudum. Burada gece gittiğim mekanlara, herkes içip muhabbet etmek için giderken ben tamamen müzik dinleyip dans etmeye gidiyordum. Hâlâ da öyle.  Benim için bir mekanda içki içmekten çok “Ne müzik çalıyor, ne yapılıyor, dans edilibiliyor mu?” önemli. Her zaman ritm önemli. Dans müziği önemli. Evde dinlediğim jazz başka bir şeydir, Chillout’ta dinlerim, orada burada dinlerim ama dışarıda ritm ararım. O benim için çok önemli. Sonra bir gün Tünel’deki Badehane, -eski Badehane, şimdi yok-  başka bir mekan oldu orası ama orada bir arkadaşım çalıyordu, Derya Bengi. Derya orada her hafta sonu  DJ’lik yapıyordu.  Biz topluca gidiyorduk, ortak arkadaşlarımızla beraber. Ve Derya  çok güzel müzik takip ediyordu. Güzel bir zevki de vardı. Sonra Derya İstanbul’dan taşınmaya karar verdi. Gitmesine yakın ben de Badehane’nin sahibi Bade’yle konuştum: “Derya gidiyor ne yapacaksınız? Bir şekilde müzik devam etsin, ben mi yapsam” diye… Ortaya atıldı o. Bu konuda Ogan (eşi) beni çok destekledi, gaz verdi.Ve sonra olay gayet ciddiye alındı. Ben yaz tatilinde ailemin yanındayken telefon geldi. Denesek mi, diye. Ben çok heyecanlandım tabi, büyük bir mutluluk! Müzik işte, hayatımda hep var olan!  Geçmiş var, atlamamak lazım: Foça’da ben üç yaz  üst üste vokalistlik yaptım. Ufak bir grup vardı. Bir vokal, iki gitar. İlk yıl back vokal yapmıştım onlara katılıp. Sesim fena değildi, beğendiler. Sonraki yıllarda da vokalistliklerini yaptım. O dönem özgün müzik, Türkçe modaydı. Benim için ezberlemesi de kolaydı.  O da başka bir deneyimdi. Pratiğe dökme, sahne , sahneye çıkmak, diyafram kullanmak… Bütün bunları öğrendim. Sonra zaten Badehane’den de böyle bir teklif gelince başladım. Yazdı bir de, mekanlar boş oluyor. Hazır mekan boşken pratik yaparsın, dendi. Makinalarla pratik yapma, bir şarkıdan diğerine geçme, tizini basını düzgün ayarlama, teknik bilgiyi öğrenme… Başladım ve  tutmaya başladı, insanlar memnun kaldı. Kış gelince her Cumartesi  orada DJ’lik yaptım mekan kapanana kadar. Bir yandan da Kadıköy’de oturduğum için boşluk hissedip setin başında olmayı özledim. Birkaç arkadaş mekan önerdi. Steriogun’da çaldım, Karga’da, Hush’ta, Analog’da.,, Şunu fark ettim: Kadıköy daha çok pub kafasında olduğu için benim müziğim daha hızlı geldi.

Çok ritimli…

Evet, ben de çok haz alarak çalamadım. Çaldığımda insanların dans etmesine alışkındım. Burada daha çok radyo DJ’liği gibi oldu. Konsept müzik çalabilirsin…  Ama konsept müzik yapmayan biriyim. Birkaç kere Rap gecesi yaptım gerçi.

Ne çalmayı seversin?

Uzun soluklu bir DJ’im. On, on buçuk gibi çalmaya başlarım. Sabah dörde kadar… O kadar uzun süre de konsept müzik olmuyor zaten. Daha çok; Soul, Funk’la başlayıp  insanları kıpırdatmaya başlarım. Biraz seksenler, doksanlardan değişik tarzlar, gecenin en ilerleyen saatlerinde; Punk, Rock’n Roll, Punk-Rock  tarzının arasına Oldschool’lar serperek çalarım. Çok çok keyifli, uçuk bir ortam varsa Ankara havası bile çalıyorum. Ahmet Kaya’yla bitirmeyi çok seviyorum. Bazı mekanlar beni biliyor, o gecenin son iki şarkısı ya Ahmet Kaya olur, ya Tom Waits…

Neden?

Bir bağlantı vardır çünkü aralarında. Hissiyat olarak aynı hissiyatı verirler. Hüzünleri aynıdır.  Anlattıkları hikaye vardır. Dj Kulakkurdu olarak ilerledim. Kadıköy çok tatmin etmeyince Beyoğlu’na daha çok bulaşmaya başladım. Babylon’da da çaldım. Bu gece de oradayım.

Mekanlardan bahsedelim…

Quit sevdiğim mekanlar arasında. Karakedi eklendi. Güzel bir anarşist tayfa var orada. Güzel bir hippie kafası var. İnsanlar hemen dans etmeye başlıyorlar. Kimse “I phonelarına bakıp yarım saat muhabbet edip, iki ısınayım”ı beklemiyor. Bir iki defa İzmir’de çaldım. Ankara’da Şaman Bar’da çaldım. Şimdi dolanıyorum. Ama daha çok Beyoğlu.

filhakikat-kulakkurduİsmin nereden geldi? Bence bilmeyenler de çok merak ediyorlardır bunu. Bildiğim kadarıyla, Ohrwurm, “kulak kurdu” demek zaten.

Badehane döneminde DJ Tc, olarak çaldım. Amatör yıllarımda, hızlı bulduğum bir isimdi. Üstüne çok düşünmedim ama çok da hoşlanmadım. Çalmaya devam ettikçe düşündüm. Her etkinliğe afiş bulmak da zordu. Sabit bir postere karar verdim.  Hâlâ onu kullanıyorum ve insanlar biliyorlar ki, bu Kulakkurdu. Dedim ya, Almanya’dan geldim diye. Almanca’da da sevdiğim çok kelime vardır. Dil oyunlarını da çok severim.

Tamamen linguistik yani.

Evet. Alman’larda şöyle bir tabir vardır: Dj textimde de vardır o. Sabah uyanırsın,  yataktan kalkar kalkmaz aklında bir şarkı vardır. Bütün gün kurtulamazsın o şarkıdan, sesten. Ona Almanca’da “Ohrwurm”denir. Aslında birebir çeviridir, kulakkurdu. Textle yayınca da çok sevildi.

Kendi setini nasıl tanımlarsın?

Dans müziği yaparım. Tarzdan çok, ritme önem veririm. Ne çalıyorsun, diye sorulduğunda hepsini birden saymak zorunda kalıyorum. Soul, Funk, Hiphop, Blues,  ağır Blues, Folk’a da kayıyorum. Net bir şeyi yok yani.  Müzik benim için çok geniş bir yelpaze. Oldschool’u hep seviyorum, tipik bir Almancı olduğum için. Cartel’den de fazlası benim için Oldschool. Break dance çocukluğum var; sokaklarda gördük, yaptık. Amerikan Rap’i, Hiphop’u çok seviyorum. Bununla ilgili çok okumuşluğum, dinlemişliğim var. Ritmi olan her şeyi çok severim.

Müziğinle ilgili sana dönüşler nasıl oluyor? Örnek de verebilirsin…

Çok güzel dönüşler oluyor. İnsanların abartıp elimi öptükleri oluyor, kız erkek fark etmeden. Bu bir alkış şekli. Aylık porogramı istiyorlar. Dans etmek isteyen kitle seviyor beni. Sadece bir mekana değil, çaldığım mekanlara geliyorlar.  Komik hikaye olarak: Güzel Sanatlar tayfası var, arkadaşlarım. Ev partisi yapacakları gece, ben de bir yerde çalıyorum. Erken bitirirlerse geleceklerini söylediler mekana. Ben de, bana da bir şeyler getirin dedim geyiğine. Gerçekten getirdiler: ev turşusu! Koca bir şişeyi açtık. Mekan turşu kokuyor! Ya da Almancı olduğumu öğrenen bir Alman Erasmus öğrencisi, bana Almanya’dan konserve sosis getiriyor. Hediye oyuncaklar geliyor.

Türkiyedeki müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsun?

Geniş bir yelpaze, hepsini yerle bir etmek istemiyorum ama “Pop”una baktığın zaman bilgisayar müziğine dayalı. Kolaya kaçma, üzerine en fazla elli iki kelimeden oluşun, hikayesi olmayan, bizim dizilere benzeyen, arabesk aşk üzerine şarkılar…  Her yaz albüm patlamaları… İstanbul ve Türkiye’de underground şeyler de var. Takip ediyorum.

Mesela kimleri dinlersin?

Pinhani’nin sesini seviyorum. Peyk iyi şeyler yapıyor. Politik baktığımızda  Bandista. Flört, iyidir. Mirkelam kafasını beğenirim.  Duman’ı sevmeyenlerdenim. Sezen Aksu bana bir şey ifade etmiyor…

Yola yeni başlayanlar için tavsiyelerin neler olur?

Çok müzik dinlemek. Dj’liği şöyle sanıyorlar: Radyo Eksen’i açarsın, liste paylaşıyorlar. Onları toplarsın… Bu değil… Zamanını alan, çok detaylı bir iş. Spotify var, oradan açıp bir takım gruplar ne dinliyorlar diye bakmak lâzım. Bir müzik grubunun bir albümünü dinlemek yeterli değil. Çok takip istiyor. Dünya’da bir günde şu kadar albüm çıkıyor. Dinleyip ayıklaman lazım. Albüm kötü olabilir ama sonuna kadar dinliyorum. Es kaza iyi bir şarkı denk gelebilir diye.  İnanılmaz bir mesai lâzım. Çok müzik takip etmen gerekiyor. Pop Dj’iysen işin kolay: şu popülerdir, bu yeni albüm yapmıştır. Öyle bir Dj değilsen, kolaya kaçmıyorsan, kendine ait bir müzik zevkin varsa alakasız şeylerin bir arada olduğu kocaman bir havuz ve dinleyeceğin milyonlarca şarkı oluyor. Tarihini bile okuyorsun, bir süre sonra. Tavsiyem: çok araştırmak, dinlemek. En önemlisi önyargısız olmak.

Bu saydıkların, aslında işin zorlukları da…

Tabi, tabi. Zaman harcaman gereken şey bu. Pratiğe dökmeye başlayınca da makinaların başında çalışmak. Bir şarkıdan diğerine geçmeyi  yapamayan bir sürü Dj var. Bu çok teknik ve çalışarak öğreneceğin şey. Canlı bir konser kaydı dinletiyorsan başka, analog kayıt dinletiyorsan başka bir ses ayarı yapman lâzım. Rock çalıyorsan tize yüklelisin gibi.

Müzik piyasasından bahsettik. Röportajdan önce de seninle sohbet ettik. Çok ciddi bir kaos var müzik piyasasında, diğer piyasalarda olduğu gibi. Peki sen bu piyasada kendini sabit tutmayı ya da yerini sağlamlaştırmayı, bu yolda devam etmeyi nasıl başardın?

Tek tabancayım aslında. Hem Dj olarak sevdiğim hem çok yakın dostum olanlar var. Beraber grup olarak çalacaksak, bunu yapmak istediğim insanlar var, ayrı tutuyorum. Ama genel olarak tek tabancayım. Mekana gidiyorum, sahibiyle tanışıyorum. CD götürüyorum yanımda. Diğer türlü,  dedikodu da dönüyor: “Ben onu tavsiye ettim oraya, o beni tavsiye etmedi” şeklinde… Motivasyonumu düşüren şeyler bunlar, çok izin vermiyorum bunlara. Sevdiğim mekana arkadaşlarımı götürmeyi severim ama ilk görüşmeye hep tek giderim.

Setini hazırlarken nelere dikkat edersin?

Mekana göre hazırlarım. Hepsinin ayrı bir kitlesi var. Mesela bu gece Babylon’da bir gruptan önce çalacağım, After Party de bende. O zaman, insanları, çıkacak olan gruba ısıtmak lazım. Mekanda insanlar ne dinleyecekler, o önemli. Gözlem önemli; insanları, mekanı, ses sistemini gözlemlemek… Ona dikkat ederim.

Senin için yüzde yüz iyi geçen günün tanımı nedir?

On ikiden itibaren insanlar dans etmeye başlıyorlarsa bu iyidir. Eskiden böyleydi. Şimdi daha çok içmeye, telefona bakmaya, facabook-twittera girmeye, fotoğraf çekmeye başladılar mekanda olunca. İşten çıkmışlar ama ne yapacaklarını bilmiyorlar. On iki gibi onları kıpırdatmak, bir gibi dans ettirmek, üç-dört gibi artık onları benim kovmak zorunda kalmam ve bittiğinde yanıma gelip teşekkür etmeleri çok güzel bir şey.

Biraz klişeye kaçayım. Hayatta olmazsa olmazların nelerdir?

Müzik var. Soyut düşünen bir insanım. Kırkıma yaklaşacağım ama hâlâ hayal kurarım.  Küçük bir çocuk gibi fantastik dünyaya dalıp hayal etmeyi çok severim. Bu yok olursa, nasıl bir insan olurum bilmiyorum.  Resmi, çizim yapmayı seviyorum. Renkli kalemim, kağıdımın olması güzel. Ailemi çok seviyorum. Sevgilim, kocam ama hâlâ sevgilim, iyi ki var hayatımda. Delirmeyi severim. Dışarı çıkalım, delirelim! Bunlar beni hayatta tutan etkiler…

Bence en önemli soru bu; kabindeyken kendini nasıl hissediyorsun?

Kim tersini söylerse pek inanmam: kabinde Tanrı sensin. Mekanın artık patronu yoktur, patron sensin. Gecen iyi gidiyorsa, kendine güveniyorsan o his kendiliğinden geliyor.  Ama bunu ego patlaması olarak söylemiyorum. O anki hissiyat, atmosfer. Ki bu önemli bir histir. O zaman daha iyi müzik yaparsın.

Eklemek istediklerin neler?

Ben sadece Rock dinlerim, diyen insanı hayatım boyunca anlamadım. Sadece Reggae, seksenler Pop… Müzik dediğin şey çok geniştir, evrenseldir. Ön yargıya hiç gelmeyecek bir şeydir. İtalyan disko popunu da dinlersin, yeri gelir Smooth Jazz’ı da dinlersin. Dj olarak zaten öyle bir lüksünün olmaması gerektiğini düşünüyorum. Konsept müzikten belki de bu yüzden hoşlanmıyorum. Geceye özel konsept müzik yapabilirsin ama önemli olan, her şeyi dinleyebiliyor olmandır. At gözlükleri olmamalı. Yeterince dinledikten sonra şunu deme lüksün vardır: bunu yeterince dinledim; bunu seviyorum- bunu sevmiyorum. Dj’likte şu da önemlidir. İş olarak mı, zevk için mi yapıyorsun? Çünkü iş olarak yapanlar var. Başlangıçta zevk için yaptıklarını unutuyorlar.  Sevmedikleri müzikleri bile çalıyorlar.  Dolayısıyla iş Dj’i değilim. Keyif almam lazım çaldığımdan.

filhakikat-kulakkurdu2Kulakkurdu Ohrwurm’u kabinde görmek için tarihler:

15 Şubat 2014 Karakedi

22 Şubat 2014 Quit

Kulakkurdu Ohrwurm’u dinlemek için link:

https://soundcloud.com/kulakkurdu

 

Röportaj: Ezgi Gizem Gülümser

thegulumser@gmail.com

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir