GANA YAZILARI – 9: “BEYAZ ADAM’I GÖRMEK, TANRI’YI GÖRMEK DEMEK”

Başkent Akra’da yaptığımız erzak alışverişinden saat 15:00 sularında ayrılıyoruz. Amacımız her zaman aynı: Yaşadığımız yer, yani Akosombo ve Akra arasında bulunan yol üzerinde konumlanmış Tema ve Ashaiman göbekleri var. İş çıkışı saati olan 17:00’ye doğru burada tıkanan trafik, İstanbul’daki köprü sıkışıklıklarını aratmıyor. Birbirine yakın bu iki göbeğin olduğu mevkie saat 16:00 civarlarında yetişebilirsek, şanslıyız demektir.

Heyhat ne mümkün. Akra caddeleri, son iki senedir hiç olmadığı kadar hınca hınç araçla dolu. Şoförler her zamankinden daha agresif, Ganalılar birbirlerine yol verme konusunda eskisine göre kat be kat daha cimri. Bir çılgınlık hali hâkim.

Akra’da sıradan bir gün

Genç şoförümüz R. bunu Akra’da ve dolayısıyla tüm Gana’da etkin olan elektrik kesintilerine bağlıyor. Gana’da elektrik sorunu her zaman vardı ama geçen sene az yağan yağmurlarla birlikte, ülkenin temel enerji kaynağı Akosombo barajını besleyen Volta Gölü’nün suları iyice çekildi. Altı türbin bulunan santralde en son geçen Şubat ayında üçüncü türbinin de su seviyesindeki azalma yüzünden kapatılması gerekti. Anlayacağınız, 1020 megawatt’lık santral şu anda yarı kapasitesiyle işliyor. Bundan dolayı da Akra ve diğer bütün şehirlere haftanın en az üç-dört gecesi elektrik verilemiyor. R. de gece elektrik olmadığından herkesin işini gücünü gündüzden bitirip, akşamları karanlık içinde kalan şehirde pek dolaşmak istemediğini söylüyor. Etrafımdaki cehennemî trafiğe bakıp ona hak veriyorum.

Dolayısıyla biz de ne yazık ki Ashaiman göbeğine 18:00’den önce varamıyoruz. Yaklaşık 35 kilometrelik Akra-Tema-Ashaiman yolu bu trafik içinde üç saat sürmüş oluyor. Hava kararıyor. Gündüz nemle yüklü, sıkıntılı havadan gök gürültüsü gelmeye başlıyor. Saniye saniye şiddetlenen rüzgâr da bir şeylere gebe. Akosombo’ya kadar sürecek olan bir buçuk saatlik yolumuzda yağmurlu bir fırtına bizi bekliyor.

Bütün etrafımızı kör eden, sis-vari bir gri

Gerçekten de Ashaiman’dan yarım saat kadar uzaklaştığımızda ve yol, etraftaki ufak tefek kasabalardan sıyrılıp kendini ağaçlıklara ve yeşil çayırlara teslim ettiğinde, karanlık anbean şimşekle aydınlanmaya başlıyor. Zaten ardından da hiçbir zaman bekletmeyen, bardak boşalırcasına klasik bir Gana yağmuru bütün etrafımızı kör eden, sis-vari bir griyle boyuyor.

Havanın aşırı sıcak olmadığı gündüz saatlerinde babunların ormandan çıkıp, yoldan geçen araçlardan yemek istediği Shai Hills Doğal Parkı sapağına geliyoruz. (Aşağıdaki videoda o şanslı günlerden birinde o sapaktayız.) Burada ağaçlar yolun üzerine doğru eğilerek doğal bir tünel oluşturuyor. Tünelin sonunda patlayan şimşeklerin ardından yer gök inliyor adeta. Güçlü rüzgârla birlikte ürkütücü bir sahne bu aslında; itiraf edeyim. Şoför R. aşırı yağmurla yola fırlayan sayısız kurbağayı ezmemek için sürekli tetikte ve kamyoneti oldukça yavaş sürüyor ama nafile. Görüşü oldukça azaldığı için, yola devrilmiş iki koca ağacı bile son anda seçebiliyor. Dal ve yapraklardan oluşan bu doğal tünelde giderken lastik çok sayıda kurbağanın üzerinde hafifçe sekiyor ne yazık ki.

Bir müddet sonra bir kamyonun arkasına takılıyoruz aynı yolda. Onun yağmuru yararak yarattığı puslu tünel içinde yaklaşık bir on dakika boyunca görebildiğimiz tek şey iki arka farı oluyor. Önümüzü çok seçemediğimiz için girdiği her çukura onla senkronize bir şekilde giriyoruz. Sağımız, solumuz zifiri karanlık. Bütün bu karanlık ve yavaş ilerlemeden canı sıkılan R. sessizliği bozuyor:

“Bunların hepsi Mr. Dumsor yüzünden. Bazen düşünmüyor değilim. Obruni[1] yine işin başında olsaydı, yine de böyle sorunlar yaşar mıydık?”

“Sen de mi ‘Başkan suçlu,’ diyorsun yani? Bay Mahama?”

“Bu gece Dumsor var mı? SAKİN OL ve John Mahama’yı suçla”

“O değilse kim?”

Son bir senedir artan elektrik kesintilerinden dolayı devlet başkanı John Dramani Mahama’ya halk tarafından “Mr. Dumsor” ismi takıldı. “Dumsor” yerel dilde “kapatmak” anlamına gelen “dum” ve “açmak” anlamına gelen “sor” kelimelerinden oluşmuş, alaycı bir ifade. Başkan Mahama’nın bu senenin Ocak ayında Almanya’ya yaptığı ziyarette Angela Merkel’e, “Elektrik sorunumuzdan dolayı halkım bana ‘Mr. Dumsor’ ismini taktı,” diye şikâyet ettiği biliniyor.

R.’nin söyledikleri, Ganalıların birçoğunun dile getirdiği bir önerme aslında. Başımızda bir obruni olsa bunlar olmaz. Gana’da yaşayan bir obruni olarak benim bu konudaki gözlemlerim ise çelişkilerle doluyken, Ganalılar bu çelişkilerle oldukça barışık bir şekilde yaşıyorlar. Önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, obruni ülkeye getirdiği iş imkânı, sermaye ve know-how dolayısıyla saygıyı hak ederken, yoksulluk ve belki de kökleri yüzlerce yıllık tarihe dayanan bir hınç duygusuyla aynı zamanda “sağılacak bir inek” olarak görülüyor.

IMG-20141111-00169

“Evdeki diğer kek kalıbını eşim annesine vermiş”

R. ile Akosombo’ya vardığımızda, akşam buluşmak için önceden sözleştiğim dostum Doktor A.’nın evine gidiyorum. Anlaşmamız üzerine o bana daha önceden hiç tatmadığım plantain[2] keki yapacak, ben de biraları getirecektim. Hazırladığı kekin şeklini görünce gülmeden duramadım.

“Doktor, ben de seni çok seviyorum. Ama daha sade bir kalıpla da gösterebilirdin sevgini.”

“Saçmalama,” dedi o da gülerek. “Evdeki diğer kek kalıbını eşim annesine vermiş.”

Günümün nasıl geçtiğini sorduğunda, mevzuyu R.’nin söylediklerine getirdim. Kendi ülkesini iştahla eleştirmekten keyif alan doktor da verip veriştirmeye başladı tabii ki yöneticilerine. Çok ilginçtir; onla bu tartışmalarımızda ben kendimi hep Afrika’yı savunurken bulurum. O ise Afrikalıların kaybetmeye mahkûm olduklarını ağzımdan kerpetenle almaya yeminliymiş gibidir.

“Bak, Emre, R. tabii ki doğru söylüyor. Ben bir siyasetçi ya da bilim insanı değilim ama bu ülkenin enerji problemi eskiden beri var. Bu kadar zamandır bunun hakkında bir şey yapılmaması Ganalı yöneticilerin değil de kimin suçu? Geçen gün de ne duydum biliyor musun? Tema’da bir geri dönüşüm fabrikası kurmak isteyen bir İngiliz firmasına müsaade etmiyorlarmış. Bu ülkede ne kadar çöp biriktiğini, hatta dünyanın çöpünün buraya geldiğini biliyorsun.”

“Neden müsaade etmiyorlarmış?”

“Neden olacak, Afrikalı oldukları için! Alacakları avantaları beğenmiyorlardır da ondan. O yüzden ben de R. gibi düşünüyorum. Ülkenin kurucusu Kwame Nkrumah İngilizlerden bağımsızlığı alırken kesinlikle acele etti. Bizim obruniye ihtiyacımız var!”

Kwame Nkrumah: “Bağımsız bir ülke olmayı öğrenmenin en iyi yolu bağımsız bir ülke olmaktır”

“Doktor, bu da aslında senin gibi samimi olduğum bir Ganalıya uzun zamandır sormak istediğim bir konu. Senle olan dostluğumuza dayanarak ve benden alınmayacağını bilerek soruyorum; lütfen açıklar mısın? Bir Ganalı için obruni nedir?”

Obruni ‘beyaz adam’ demek.”

“Bunu pek tabii ki biliyorum. Ama bir Ganalı bir obruni gördüğünde ne düşünür? Ne hisseder? Bu ülkede bulunduğum süre içinde buna dair çok farklı deneyimler yaşadığım ve buraya gelmeden önce de çok farklı fikirler duyduğum için hâlâ emin olamıyorum. Biliyorsun ki Ganalılar tarafından sürekli kazıklanmaktan iflâhım kesildi. Ama öbür yandan da mühendisliğimden dolayı bana nasıl saygı duyduklarını da biliyorum. Dostluk mevzusuna girmeme gerek yok. Ganalılar hayatımda tanığım en sıcakkanlı ve yardımsever insanlar. Ama bütün bunların hepsiyle net bir resim çizemiyorum kafamda.”

A. yanıt vermeden önce neredeyse yarım dakika boyunca yüzüme bakarak gülümsedi. Konuştuğumuz konudan dolayı duyduğu öfkeden eser kalmamış halde, sakin bir tonla açıkladı:

“Şu anda hangi kıtada bulunduğunu unutma”

“Sevgili dostum, hislerini çok iyi anlıyorum ve takdir edersin ki senden önce tanıştığım birçok obruniden de benzer sorular işittim. Biliyorsun, bu ülkede büyük yoksulluk içinde yaşayan ve bir yandan da obruninin yaşadığı hayatı televizyonda izleyen milyonlarca insan var. Şu anda hangi kıtada bulunduğunu unutma. Dolayısıyla bu insanların seni ‘sağılacak inek’ gibi görmesi kaçınılmaz. Gana’nın geleceği için üzücü bir durum ama bu, gerçek.

Öbür yandan Beyaz Adam’ın aslında Afrikalılar tarafından nasıl görüldüğüne dair çok komik bir ifadeyi de paylaşacağım seninle. Bize küçüklüğümüzde şöyle derlerdi: ‘Beyaz Adam muhteşemdir… Uçaklarıyla, arabalarıyla, büyük binalarıyla, tıbbıyla ve tüm icatlarıyla müthiştir… O yüzden Pazar sabahı kiliseye giderken yolda bir Beyaz Adam’ın yüzünü görürsen, kiliseye gitmene gerek kalmaz. Çünkü Beyaz Adam’ı görmek, Tanrı’yı görmek demek!’”

Yüzümdeki şaşkınlık ifadesini görünce bastı kahkahayı. Ben de güldüm onunla birlikte.

“Ne olursa olsun, doktor. Ganalı siyasetçilerin çıkarcılığına bakıp bütün bir kıta halkının umutsuz olduğunu kabul edemiyorum. Bireylere bakıp bütün bir ırkı kötülemek bir mantık hatası gibi geliyor bana. 300 yıl boyunca 100 milyona yakın sayıda insan köle olarak kaçırılmış bu kıtadan. Kaybedilen iş gücünü bir düşünsene. Başından böyle bir şey geçmiş bir kıtanın geri kalmamasından daha doğal ne olabilir? Jared Diamond isimli bir profesörün ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ isimli çalışmasını okumanı tavsiye ederim. Medeniyetin Avrasya kıtasında gelişmesinin nedenini tamamen coğrafi nedenlere bağlıyor. O topraklar aynı iklim kuşağı üzerinde yatay bir şekilde uzandığı için ticaret ve kültür alışverişi tarihin başından beri birçok millet tarafından sürdürülebilmiş. Latin Amerika ve Afrika’da ise iklim kuşaklarının dikey olarak aşılması gerektiği için bu imkân pek yoktu.”

“İlginç bir fikir; bundan habersizdim,” diye yanıtladı Doktor. “Mutlaka okuyacağım.”

“Hem Francis Allotey[3] gibi Ganalı bilim insanlarını nasıl unutursun? Öyle bir adamın varlığı, gerekli imkânlar sunulduğunda herkesin bir yerlere gelebileceğin en büyük kanıtı.”

“Peki sevgili dostum, sırf Mr. Allotey’ye bakarak bu kıta için umut olduğunu söylemek de benim az önce yaptığım mantık hatasının aynısı olmuyor mu?”

Ne yalan söyleyeyim, o an A.’ya bir cevap veremedim açıkçası. O da, ben de sessiz kaldık bir süre. Sonra da konuyu değiştirdik zaten.

Benim Siyahîleri, onun da obruniyi savunduğu bir tartışmamız daha berabere bitti o gece.


[1] Obruni: Gana’daki en popüler yerel dil olan Akan’da “beyaz adam.” Ganalılar, ırktan bağımsız olarak, kendileri gibi siyahî olmayan herkese bu isimle hitap ederler.

[2] Muzun bir kültivarı olan ama muzun aksine tatlı olmayan ve mutlaka pişirilerek ya da farklı bir işlemden geçirilerek yenen meyve.

[3] X-ışını spektroskopisinde “Allotey Formalism” tekniğini türeten ve bu tekniği uzayda madde tetkikinde kullanılan Ganalı matematiksel fizikçi.

 

Emre Karacaoğlu

https://www.facebook.com/emrekaracaoglu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir