Gana Yazıları – 1: Akosombo’da Kıskançlık

“Emre, siz obrunilerde[1] böyle bir şey yok. O yüzden sen anlamıyorsun ortadaki durumu. Biz Ganalılar birbirimizi deli gibi kıskanırız. Bir Ganalının kazandığı para, diğerinin çenesini yorar,” dedi Şef. O anda diyemedim ki, “Yahu, bir Türk olan bana mı anlatıyorsun sen bunu?”

volta lake

Şubat 2013’te firmamın imzaladığı bir gemi inşaat projesi için Nisan ortasından beri Gana’da, dünyanın en büyük yapay gölü olan Volta Gölü’nün kıyısındaki Akosombo kasabasındayım. Gün içinde, Akosombo Barajı’nın yakınlarındaki tersanede, Volta River Authority’ye ait olan Volta Lake Hotel için inşa ettiğimiz lokanta gemisinin mühendislik işlerinin dışında, işçilerimizin yemek ve içecek ihtiyaçları, şirketin bürokratik işleriyle vs. de ilgileniyoruz.

gana1Gana’ya gelmeden önce Türkiye’de konuştuğumuz aşçılar Gana’ya gelmeye pek yanaşmadıkları için (“Abi, orada savaş varmış, doğru mu?” “Abi, AIDS kaparım ben orada.” “Abi, çok uzak be!”) yemeklerimizi yapması için otelin Çin mutfağı ustası olan şefiyle anlaştık. Mesailerinin dışında kalan zamanlarda eşiyle birlikte yemeklerimizi yapacaktı. Damak tadımıza uygun Türk yemeklerini öğrenmesi biraz zaman aldı ama sanırım sonunda belirli bir seviyeye getirdi. Taneli yeşil mercimek çorbası memlekettekileri aratmıyor, biber dolmasının daha gidecek çok yolu var ve şu menemene o kırmızı rengini verecek kadar domatesi bir türlü koyduramadık. Ama olsun, kendisi öğrenmeye çok hevesli.

Ama bir konu var ki, biz Türkler için ölüm kalım meselesi: ekmek. Ben ekmek yemiyorum, dolayısıyla benim için varlığı ya da yokluğu çok büyük bir önem teşkil etmedi ama ben hariç herkesin olmazsa olmazı olduğu için Şef’in fazladan bir özen göstermesi gerekti bu nimete. Ve Ganalıların sevdiği tipte, bizim pastane poğaçamızı andıran, bol vanilya ve şekerli yaptığı yuvarlak ekmekler işçilerimiz tarafından başta çok sevilse de sonradan memleket hasretinin temsili haline geldiler ve ilk şikâyet konusu oldular.

Tabii bu esnada, bu ekmek meselesi bizim açımızdan da zorluklar yaratıyordu. Her öğünde sürekli tüketildiğinden, ekmek için gereken un, şeker, vanilya, maya vs. için Şef en olmadık zamanlarda bizi arıyor, toplantılarımızı bölüyor, teknik resimlere gömülü halde fikir teatisi yaparken bir anda telefondaki “Emre, ekmek için kullandığım fırınım çok gaz yiyor. Yarına tüp lazım,” gibi uyarılara maruz kalıyorduk.

Papa ekmeyi aynen böyle bir kadından almaya karar verdi

Papa ekmeği aynen böyle bir kadından almaya karar verdi

Türkiye’deki ofisimizin işleri için birkaç haftalığına İstanbul’a döndüğümde, kendisi de gemi inşaat mühendisi olan ve ardımdan Akosombo’da kalan babamın en sonunda isyan ettiğini öğrendim. Akosombo’daki Ganalılar çok erken saatlerde yatıp sabah da 06:00 sularında uyandıkları için birbirlerini 07:00 civarlarında aramak onlara normal geldiğinden, tatil olan bir Pazar sabahı, Şef, babamı 07:30’da arayarak uykusundan uyandırmış ve acilen mayaya ihtiyacı olduğunu söylemiş. Babam da –aynen kendi ifadesiyle- “açmış ağzını, yummuş gözünü.”

Aynı gün içinde, Ganalı olan Şoför’le arabada bir yerlere giderken, yol kenarında ekmek satan, kendi fırınına sahip bir kadınla tanışmış. Fırınını ziyaret etmiş, ortamın hijyenik olduğuna kanaat getirdikten sonra Türk usulü ekmek yapımını ona tarif etmiş. Şekersiz, vanilyasız ve tuzla yapılan bu ekmeğe kadın başta bir anlam verememiş ama üretimi de oldukça basit olduğundan kolayca kıvırmış. Dolayısıyla babam, tamamen kendi kararıyla, ekmek işimizi Şef’in elinden alıp başkasına vermiş.

Gana’ya dönmeden önce de babam İstanbul’a gelmiş, bana durumu anlatmıştı. Hikâyenin sonunda bir de şöyle bir durum vardı: Şef’in karısı ekmek işini başkasına verdiğimizi duyunca, bundan Şoför’ü sorumlu tutmuş ve onu -gelip yemekleri alması için dahi olsa- evine sokmama kararı almıştı. (İş yükümüzün üzerine, Ganalıların birbirine küsmesinden dolayı, bir de yemekleri taşıyıp arabaya getirme işi çıkmıştı.)

Arkada barajı ve gölüyle beraber Akosombo

Arkada barajı ve gölüyle beraber Akosombo

Akosombo’ya döndüğümde konuyu önce Şoför’le konuştum. Şef’in karısıyla aynı kasabada büyüdükleri için onu on beş yıldır tanıdığını ve bu olaydan dolayı çok büyük üzüntü duyduğunu söyledi bana. Ben de arkadaşlıklarının bozulmasından dolayı biraz suçluluk duydum. Sonuçta bir yanlış anlaşılma vardı. Ne olursa olsun, işimiz yüzünden buradaki halkın birbirine küsmesini, aralarının bozulmasını vicdanıma sığdıramıyordum. Şoför’ün ardından, otelde mesaisi olan Şef’i görmeye gittim.

ghana-cedi

Bir Ganalının kazandığı para, diğerinin çenesini yorar.

Şef’e Şoför’ün söylediklerini aktardım. İçimden geçenleri de söyledim. Şef Nuh diyor, peygamber demiyordu:

“İyi niyetini anlıyorum ama sen bilmezsin. Emre, siz obrunilerde böyle bir şey yok. O yüzden sen anlamıyorsun ortadaki durumu. Biz Ganalılar birbirimizi deli gibi kıskanırız. Bir Ganalının kazandığı para, diğerinin çenesini yorar. Bana, Şoför’ün o fırıncı kadını bulmadığını, hatta o kadınla bir alakası olmadığını söylüyorsun. ‘Şoför’ün ne çıkarı olabilir ki bunda?’ diyorsun. Bunu nereden bilebilirsin ki? Belki de bir yakınıdır, bir arkadaşıdır. Ona bir iyilik yapmak istemiştir belki de. Papa’yı[2] o fırıncının tezgâh açtığı sokağa bilerek sokmuştur belki de? Ne biliyorsun ki? Ganalılar kıskançtır, Emre. Bunu iyi öğren.”

Evet, diyemedim o anda, “Yahu, bir Türk olan bana mı anlatıyorsun sen bunu?”

Yanından ayrıldıktan sonra, geceleyin kafamda tarttım, durdum. Gana ve Türkiye gibi gelişimini tamamlamamış ülkelerin biz bu zavallı insanlarını düşündüm. Hepimiz aynı sistemlerin altında ezilirken, her birimizin ilk derdi, bizi böyle sınıflara ayıran ve sınıfları birbirine ezdirenleri engellemektense, içinde bulunduğumuz o sınıfı atlayabilmekti. En okumuşumuz bile, “Ya ben kendimi ve ailemi bir kurtarayım, söz veriyorum… Memlekete neler yapacağım!” diyorduk. Gana’da bana anlatılan bu durum, sadece bunun bir türeviydi.

Sabah Şef’i yeniden gördüğümde, gidip ona Türklerin cehennemdeki kazanlarda birbirlerini aşağıya çektikleri o meşhur fıkrayı anlattım. Beni çok iyi anladı. Benim de onu çok iyi anladığımı anladı.


[1] Obruni: Gana’daki en popüler yerel dil olan Akan’da “beyaz adam.” Ganalılar, ırktan bağımsız olarak, kendileri gibi siyahî olmayan herkese bu isimle hitap ederler.

[2] Akosombo’da babama takılan lakap. “Baba” anlamında.

Emre Karacaoğlu

https://www.facebook.com/emrekaracaoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir