Etnografya Galerisi’nde kültür bayramı yapanlar

DSC01322

Ege’nin köyünde, yabancı ülkelerden daha çok ilgi gören emekle yaratılmış bir yer var; Türkiye’nin ilk özel Etnografya Galerisi… Müze demiyorum. Çünkü kültür Bakanlığından destek alamayınca bireysel çabalarla yaratılmış bir hazine burası. Anadolu kültürü kaybolmasın diye birileri bir yerlerde hayatını adamış bu işe ve emekli öğretmen Alibey Kudar’ın hayatında 40 yıla tekabül etmiş bu kültür toplama öyküsü. Ayrıca Köy Enstitüsü mezunu olması da kendini adamasınıbizlere açıklıyor zaten.

Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Konar – Göçer Türk Boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları sergileniyor. Alibey Kudar Etnografya Galerisi’nin kuruluş öyküsü de şöyle; herşey 1945 yılında başlıyor. Kudar ailesi kültür erozyonuna karşı bu varlıkları koruma altına almak ve gelecek nesillere aktarmak için bir galeri kurmaya karar veriyor. Bu amaçla aile, 35 yılını araştırma ve kültür varlıklarını toplamakla geçirir. 1980’li yıllara gelindiğinde hiçbir yardım almadan aile kendi imecesiyle galeri binasını yapar ve tüm kültür birikimlerini ortaya koyarlar. Yavaş yavaş Kudar ailesinin hayali gerçekleşiyordur. 1991 yılında da galeri resmi açılışını gerçekleştirir. Ne ilginçtir ki ilk ziyaretçileri yalnızca Unesco temsilcileridir ve bu emeği karşılıksız bırakmazlar. Bugün sayısı 32’ye ulaşmış ödüllerinin ilki Unesco’dan gelir; ‘’Unesco barış ödülü’’ ile taçlanır galeri.

İlk açıldığı yıllarda imece ile yapılmış ana binasında oğuz Türk boylarının milli varlıklarını sergilerler.

Bir yıl sonra yine aile imecesiyle galeri büyütülür ve sanat eserleriyle deniz canlıları vitrinleri doldurur. Yıllar geçince de üçüncü bölümü açmak şart olur. Çünkü 170 ülkeden çeşitli zamanlarda gelen ziyaretçilerin, bu emeği büyütmek için yaptıkları bağışlar galerinin vitrinlerine sığmaz. Hayalle doğmuş bir hazine, bağışçıların desteğiyle daha da büyür.

Galeri büyürken yavaş yavaş ülkemizde de duyulmaya başlar. Türkiye’nin küçük bir köyünde kurulan galerinin‘’Unesco Barış Ödülü’’ alması olayı gazetelere taşınır.  Herkesin ilgisini çekince debu defa kapı çalma sırası Kültür Bakanlığı’na düşer. Fakat galerinin kuruluşunda ne zaman yardım istese yüzüne kapı kapatılan Alibey Kudar,bu duruma hazırlıklıdır. Kapısına gelenlere ‘’Şimdiye kadar neredeydiniz. Özel müze yasasıyla burası yürümez. Biz müze değil galeriyiz’’ cevabını verip, içeriye dahi almaz. Bu ret cevabıyla da bakanlık, her zamanki gibi bürokrasi duvarının arkasına sığınıp buranın yasal adının galeri olduğunu kabul eder.Yıllarca da ziyarete gelmez. Zaten yaz aylarında kültür bayramları düzenleyen bir yerde kültür Bakanlığının ne işi olabilir ki…

DSC01318Şaman kültürüne dayanan Türkmen boylarının bu şekilde halka indirgenmiş araştırması bugün yok denecek kadar az. Düşünseniz ya; bir aile üç neslini bu hazineyi korumaya adamış.  Alibey Kudar ve eşi şimdilerde bayrağı torunlarına teslim ettiler ve sabahtan akşama kadar galeriye gelen insanları o güzel anılarıyla besleyip emeklerinin keyfini sürüyorlar. Sanatsal ve kültürel etkinlikler için çabalıyorlar. Geçen gün yanlarına uğradığımda Alibey Kudar; ‘’birkaç gün önce kültür bayramı vardı burada’’ diye başladı söze ve bütün yapılan etkinlikleri teker teker anlattı. Gözlerindeki ışık, o umut görülmeye değerdi.  Keşke tüm ülke diğer bayramları bırakıp kültür bayramları kutlasaydı. Belki de yozluğumuzhastalık haline dönüşmezdi.

Bu arada galerinin kurulduğu köyde, bir doğa harikası. Köyün ilginç bir ismi var; Tahtakuşlar.

13. yüzyılda Moğol baskısından kaçan Oğuz boylarından ‘Ağaç Eriler’, Hazar Denizi’nin kuzeyine göç etmişler. Horasan’dan, Irak’a uzanan uzun bir göç öyküsünden sonra Toroslara kadar ulaşmışlar. Bu göç eden halkın tahta işlemedeki ustalıkları nedeniyle, onlara “Tahtacı Türkmenleri” denmiş. İstanbul’un fetih kararı verilince Fatih Sultan Mehmed, kullanacağı gemi ve kızakların kerestelerinin İda Dağı’ndaki ağaçlardan işlenmesini emretmiş. İşin ustaları Toroslar’da yaşarken onlara İda dağının ağaçları götürülemeyeceğine göre tahtacı Türkmenleri yine göç yollarına düşmüşler. Padişahın fermanı üzerine develerini yükleyip İda’nın yolunu tutan Tahtacılar, burada Midilli isyanlarını bastırmada da kullanılan 67 adet geminin yanı sıra, birçok ahşap malzeme de yapmışlar. Fetih sonrasında yöreyi terk etmeyip, Türkmen geleneklerini sürdüren köyler kurmuşlar. 1860’larda yerleşik düzene geçen Türkmenler, bu yüzden kurdukları köylerden birine “Kuşlar Bayırı” demişler. 1948’de köyün adını, alın teri döktükleri ağaçlara ve geleneklerine saygıyla, “Tahtakuşlar” olarak değiştirmişler.

İşte birileri kültür yaratmakta usta, birileri de korumakta. Yolunuzu ısrarla Balıkesir’e bağlı olan Güre’ye düşürün ve kültür mirasıyla dolu Tahtakuşlar’ın Etnografya Galerisi’ni ziyaret edin. Alibey Kudar; oğulları ve torunlarıyla ailecek bu kültürü usanmadan tekrar tekrar anlatmak ve nesillere aktarmak için sizleri burada bekliyor. Şaman kültürünün inceliğini, ileri görüşlülüğünü hiçe saymayın. Unutmayın eskiden hepimiz şamandık.

Andaç Sayın

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir