Eğil yağmur rüzgar eğil

2

– … bu ne biçim kış ulan, üşütmüyor beni bu soğuklar,

-öf dilan kız be sabahın altı buçuğu sen hala şiirler çal söyle.

-acep arapça kursuna mı başlasam fransızca ile aynı anda.

-hee sonra beynin patlasın kırmızının bütün tonlarında.

-fena olmaz videosunu çekeriz.

-ya bir bırak ne uyku uyuyorsun ne yemek yiyorsun.

-aman ne zaman uyudum yedim hala kendine alışamadın sen de be.

-sabah erken uyanıp kitabını yazmaya koyulan adam vardı ya hani,

-hı evet beni kahveye alıştıran,

-evet o. ne yapıyor o ya?

-ne bileyim başkalarını kahveye alıştırıyordur.mieh.

-gerçekten nasıl bir anda umursamayabiliyorsun anlamıyorum.

-ben de anlamıyorum valla, el frenini çekmeden park eden adamları niye umursayayım.umursuyorum aslında ya.hmm bunu hiç düşünmemişim meğer.

-alkış alkış bravo.ne salak benzetmeler bunlar

-eyvallah ikigözüm, saat geldi tren yaklaşıyor olmalı, bir yer bulalım kendimize hadi.

 

-.. biraz ortalasam hmm şurdan geçerken çekerim bir kare, sonra koşarak rayların üstüne çıkıp arkasından çekerim bir kare.

-ya biri ezilirse tam fotoğrafı çekerken?

-başka felaket senaryon var mı dilan?

-var dilan, seni severken ya başkasını da seviyorsa?

-gönlü zenginmiş derim. işte tren geliyor sanırım

-hıhım tren geliyor

-o kıza üzülürüm

-kız da sana üzülürse?

-o kıza gülerim

-kız da sana gülerse?

-oturur teklik sarar içer içer güleriz arsızsa banane yahu üstüme gelme

-tren gelsin üstüne

-tren yedi buçukta gelecek dedi bekçi, onaltı dakika var. sağa mı kaysam biraz acaba?

-ya mayın varsa burada

-aşktan ölmedik mayından mı öleceğiz oğluuum

-dilan senin direksiyon niye raconlu sağ çekiyor böyle bu aralar

-aman ne bileyim, sıktı bu mevzular

-almadın sigaranı yanına!aman be dilan.

-şu sigara olayını çözmek gerek artık beyinde,sigarasını sattığımın dünyası

-az içtiğin için böyle boktan espriler yapıyorsun

-tren gelicek ya da gelecek birazdan.

..olayı başından anlatmayacağım, kimse 25 yıl geriye gitmek istemez herhalde.

bir gün ,ben arka koltukta, Hazar Gölü’ ne gidiyoruz.

Doğu ekspresinin geçtiği rayların paralelindeydi o zaman o virajlı yollar.

babam ön koltukta, gölde yüzeceğim ya kolluklarım falan var yanımda. daha yola çıkmadan şişirmişim heyecandan.

trt radyo bir çekiyor bir çekmiyor, arada zeki müren’ in sesi bir geliyor bir gelmiyor. bir yangının … yeniden .. geçtin … şarkıları bu yüzden hep yanlış ezberlemişimdir belki de.

arabanın arka koltuğundaki evcil köpek misali, sürekli cam sonuna dek açık, suratım rüzgarı yiye yiye gözlerimi bir açıp bir kapıyorum dağlara raylara yollara.

sağ gözümün sol gözüme oranla bir tık aşağıda olma nedeni de bu galiba. ya da büyüdükçe daha kolay bahane bulabiliyoruz biz çocuklar ,kendimize.

kirpiklerimi görebilecek kadar hayaller kuruyorum. kovboy geliyor atının üstünde. durduruyor arabayı, babamın ellerini bağlayıp beni kaçırıyor. nazlı nazlı bağırıyorum ama gıdıklanır gibi eğleniyorum aynı anda. sonra tam şu virajı dönünce, kahramanlarım; kızılderililer küt diye durduruyor siyah saçlı beyaz tenli mavi gözlü yakışıklı kovboyu. at bile korkuyor.

-atlar korkar mı hiç salak

-sen hiç at görmemişsin belli

kovboy özür diliyor dizlerinin üstünde. kızılderili şefi, oğlu Inga’ ya götürüyor beni. iki küçük çocuk gökgürültüsü eşliğinde ormandaki elmaları topluyoruz. Ikimizin de çeneleri dar, toprağa çenelerimizi yaslayarak uyumuş ruhlarımız meğer önceki hayatımızda. saçlarımı örüyor annesi Inga’ nın, aralarında beyaz kalıyorum buğday halimle.

-çocukken de aşk hayalleri kuruyormuşsun sen

-sen hiç aşk görmemişsin belli

kabile şefi yani kayındeperim Fırtınalı Tüy Bey Baba, babamı kurtarıyor, ben elma toplarken. oturmuş tavla oynuyorlar yol üstündeki kahvede.

tam o sırada bir tren sesi! oley tren sesi! babam frene basıyor kontrollü bir şekilde, baba ya hani.

-babasıyla sorunları olan bir kız çocuğu profili mi çizeceksin yine

-sen hiç sorun görmemişsin belli

yeşilçam filmleriyle büyüyen dilan, beline kadar sarkıyor araba camından.

o zamanlar saçları sarı, her kürt çocuğu gibi,

-bir de biz de göçmeniz aslında de istersen

-sen hiç göçmen görmemişsin belli

saçlar sarı, ben kelebekten daha sarı, başlıyorum el sallamaya trene.

yazın ortası, asfalta yumurta atsan ejderhaya dönüşür kıvamlı.

haliyle trende herkes camda, klima ne arar o zamanda.

ben el salladıkça TÜM tren yolcuları el sallıyor bana. babam yola bakarken soluna çeviriyor başını, sonra bir daha çeviriyor aynı yöne başını. o bile inanamıyor bu sahneye. ben inanıyorum ama. hep inandım ben, ama.

gel zaman git zaman, yollar değişiyor tren rayları uzağa düşüyor.

aradan geçmiş 25 yıl.

-anlattın yani illa

-sana hiç anlatmamışlar belli

diyarbakır’ ın içinden geçiyor yine doğu ekspresi. tutturdum illa fotoğrafını çekicem diye. buldum bir yolunu, bekçiyle konuştum. sabah 7:30da şuradan geçiyor dedi. ertesi sabah, yani bu sabah, uyumamış olmama şaşırmadan kalkıp gidiyorum şuraya. arabayı bırakıyorum bir duvar dibine. Duman çalıyor radyoda, şu yeni şarkısı n’aaapıp ediyor sevdiğini üzüyoooor. mieh diyorum inerken arabadan.

rayların ortasından geçtiği tarlada çamura bata bata yürüyorum.

-ses mi geldi

-ne sesi

-sinyal gibi, mayın olmasın?

-sen de mi buraları sadece basından takip ediyorsun akıllım?

-öf dilan tamam yürüyorum

-yine ses geldi kızım

-bin parça olmadan önceki cümleni dikkatlı seç o zaman

-yok bu ayak sesi, baksana

-bu kim be haydaa

asker: hanımefendi orası yasak girmeyin

ben: tren bekliyorum girmeliyim

asker: burdan tren geçmez

ben: bak ray var geçicek 7:30da

asker: 7:34 tren geçmedi bakın uçak geçiyor

ben: rayların sesine bak, geliyor

asker: sizin araç arıza mı yaptı

ben: tren geçicek burdan :.)

ben: bak ses yaklaştı ray titriyor

asker: o uçak sesi

ben: uçak değil f16 onlar (kaşlarım çatık)

asker: evet eğitim uçuşundalar (iç çekti)

ben: asker sen nerelisin

asker: istanbul, büyükadalı.bilir misin?

ben: asker.sen.uzak dur benden.

(tren gelicek birazdan,biliyorum)

asker: fotoğrafı nereye çekiyorsunuz?

ben: kendime?

asker: diyarbakır’ da mı yaşıyorsunuz?

ben: kimliğimi gösterirsem gidecek misiniz?

asker: nöbetim bitmeden gidemem

ben: büyükada’ yı çok severdim eskiden.

asker: ben de. Eskiden.

ben: rahat geçiyor mu askerlik?

asker: evet aslında, sadece kız arkadaşım ve ailem çok endişeli.

ben: kız arkadaşın gelmiyor mu ziyarete?

asker: işyerinden izin alamadı henüz.

ben: ne iş yapıyor?

asker: reklamcı

ben: üniformanı çıkardığında hipster mısın sen yoksa?

asker: (gülüyor) üçgen dövmelerim var ama değilim sanırım

ben: senin işin de zor be asker.

asker: 8’e geliyor saat, tren gelmedi hala. birazdan sizi buradan çıkarmak zorunda kalabilirim

ben: beni buradan sadece amiral çıkarır

asker: ayıp oluyor

ben: ayıp olmuyor, tren yaklaşıyor

..

ben: kız arkadaşını özlüyor musun?

asker: tabi. ama o beni pek özlemiyor.

ben: izin alamayışından belliydi zaten.

asker: (iç çekiyor)

ben: üzülme değmez. tren de gelir zaten.

asker: sanırım bir başkası var.

ben: hep bir başkası vardır ki zaten

asker: o da doğru ya.

ben: ortaokulda okutulan salak roman repliklerine benzedi konuşmamız, üstümüze dizi mizi çekerler mazallah. Beni artık yalnız bırakır mısın asker?

asker: ben de treni izlesem?

ben: on adım uzaklaş o zaman.

asker: (on adım uzaktan sesleniyor) sen diyarbakır’ da nasıl zaman geçiriyorsun?

ben: zaman beni geçiriyor.

asker: ben kimseyle konuşmuyorum, çok sıkıcı

ben: kendinle konuş?

asker: sen öyle mi yapıyorsun?

ben: sen gelene kadar öyle yapıyordum.tren geldi gelecek. asker sen ne iş yapıyordun?

asker: ben de reklamcıyım.

ben: aynı ajansta mı çalışıyorsunuz

asker: eskiden ben değiştirdim ajansı sonra

ben: 28 yıldır yaşıyorum hiç asker olmadım

asker: ben de hiç reklamcı olmadım. fotoğrafçı mısın?

ben: hiç düşünmedim.

asker: istanbul’ a gidiyor musun hiç?

ben: galata kulesi varmış orada?

asker: kapşonunu çıkartırsan sevinirim uzaktan sana ateş etmelerini istemem

ben: haha er taktiği mi bu

asker: kızarkadaşım mı seni gönderdi diye düşündüm aslında

ben: sana güvenmiyor mu

asker: kendine güvenmiyor diye

ben: sen çözmüşsün bu işi asker. sıkma canını tren de gelir geçer.

asker: askerdeyken çok yalnız kalıyor insan, ayrılamadım bu yüzden

ben: bu dünyada hepimiz askeriz be asker

asker: sen asker değilsin kızılderili gelinisin?

ben: anlamadım pardon?

ben: sen beni mi dinliyordun az önce?

asker: yalan söylememişler sana işte bak tren geliyor

..

ben: bu ne ya kim göndermiş bunu

asker: ahaha günlerdir böyle gülmemiştim

ben: bu ne asker tek bir vagon bu hani nerde koca doğu ekspresi?!

asker: onu da bana sorma istersen

ben: asker mayına mı bastık dersin

asker: ahahaha biz istanbul’ a bastık sanırım

ben: bu tren daha uzun olacaktı onlarca kare çekecektim arkasından video çekip instagrama koyacaktım

asker: ismin ne instagramda

ben: asker git başımdan

asker: ceza alırsam sizin yüzünüzden, twitterdan da bulurum sizi

ben: kızarkadaşına bahsetme yeter ki lutfen başka bela istemiyorum başıma uğraşmayı sevmem kızlarla

asker: böyle güzel bir anıyı hiçbir kızarkadaşıma bahsetmeyeceğime yemin ederim

ben: yemin törenine de mi gelmedi?

asker: geldi ona. arkadaşlarla.

ben: seviyormuş demek seni.

asker: sen hiç sevgi görmemişsin belli

ben: asker sen gerçek misin?

asker: aynısını sana soracağım, sabah yediğim ekmek küflüydü de öldüm mü?

ben: ismini hiç merak etmeden gideceğim, sana mutluluklar

asker: sen diyarbakırlı fotoğrafçısın ismin dilan sevgilim bahsediyordu senden!

ben: sevgilin seni aldatmış asker.

..arabaya binerken çantamdaki çikolatayı çıkardım.mutsuzluk koması için hep taşırım çantamda bir doz.

küçükken arabanın arka koltuğunda otururken, radyoda trt arada çekerken, şarkılar yarım yamalakken; gece oldu mu kapatırdım pencereyi. karanlıklar alıp götürmesin beni diye. karanlıklar kovboya benzemez, bir aldı mı kızılderililere vermez. jandarma arama noktaları olurdu yollarda, arabadan inerdi babam. kimlikler, üst aramalar, arabanın bagajını falan aramalar. koltuğa siner askerleri izlerdim, beni fenerleriyle gördükleri an gülümserdi askerler. ben de çantamda onlar için sakladığım küçük tadelleleri uzatırdım tek tek. bazen sırf çikolatayı vereyim diye gözlerimden akan uykuyu boynumda toplar uyanık kalırdım yollar boyu.

 

-rayların yanına yaklaştım, tarlanın asfaltla çakıştığı noktada durdum.

asker yaklaştı, çikolatayı uzattım.

asker: çok memnun oldum dilan.

ben: yüreeee komza asker!

 

sevgi,yol,müzik ile.

dilan bozyel

www.dilanbozyel.com

(evet aslında fotoğrafçının tekiyim)

3

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir