Aytuğ Akdoğan: Çok şükür ki kitabım az satıyor

aytuğ akdoğan

 

Beş sene önce, 17 yaşındayken çıkardığı “Ben hep 17 yaşındayım” isimli ilk kitabıyla okuyucuların ilgi alanına giren, iki sene sonra “Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm” isimli otobiyografik romanıyla okuyucu kitlesini genişleten genç yazar Aytuğ Akdoğan, üçüncü kitabı “Ben, Hiçbir Şey” i yayınlandı.

Röportajın son cümlelerini girizgah yapalım ve konuya girelim. “İkinci kitabım çok sattığında onun kötü bir kitap olduğundan emin oldum. Bir kitap çok satıyorsa o kitap iyi değildir. Niye? Demek ki çoğunluğa hitap ediyordur. Çoğunluğa hitap eden bir şey basit bir şeydir. Demek ki ben de çoğunluğa hitap ediyorum. Bu kitap basit bir kitap.” 

İlk kitabınız çıktığında ‘En genç yazar’,ikinci kitabınız çıktığında ‘İlk kitabı şu kadar baskı yaptı’ diye tanıtıldınız. Yazdıklarınızın içeriği yerine bu tip cümlelerle tanıtılmanız sizi rahatsız etmiyor mu?
Bu tip unvan ve satış rakamlarıyla ifade edilmek beni her şekilde rahatsız etti. Bu yaklaşım yayınevinin satış kaygısıyla alakalı. Benimle ve yazdıklarımla bir bağlantısı yok. Ama saygı duyuyorum, racon böyleyse adamlar bu şekilde pazarlamayı tercih ettiyse fena değil.

İlk kitabınız ‘Ben hep 17 yaşındayım’ 2009’da çıktı. Çok kısa bir süre önce üçüncü kitabınız ‘Ben, Hiçbir Şey’ i yayınladınız. Bu beş yılda hayatınızda neler değişti?
Daha çok kitap okuyup daha fazla ülke gördüm. Pasaportumda yer kalmadı. Ama düşünce bazında çok da bir değişiklik olmadı. Bence bu iyi bir şey. Eskisi gibi serüven peşinde koşuyorum.

Yazdıklarınızın ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu?
Ne yazık ki tamamına yakını gerçek. Ama kurgunun olmadığını söylersem yanılmış olurum. Ben gerçeği bir kurgu dahilinde işlemeye çalışıyorum. En azından biraz hikâyeleştirme peşindeyim.

Son kitabınızda “Sevilecek veya bağışlanacak biri olmadığım için insanlar beni kabul etmezler” diyorsunuz. Çok mu kötü bir adamsınız?
Hayır, kötü biri değilim. Ama var oluşumun çıkış noktası bu kitapta da işlemeye çalıştığım gibi hiçbir şey üzerine, hiç üzerine. Haliyle sevilmeme olayı benim işime geliyor. İnsanların hemen hemen hiçbiri beni sevmiyor. Fakat bu problem değil. Ben bu sayede gönlümce yazabiliyorum. Ama bu beni kötü biri kılar mı? Sanmıyorum.

Sizinle ilgili yorumlara baktığımızda ortası yok.  Sizi sevenler de var, sevmeyenler de. Peki, sevilmeme hikâyenizin bir nedeni var mıdır?
Ben genç yaşta piyasaya atıldım. Bu da bana karşı bir önyargı oluşturdu. Ama sanki bu önyargı da kırılıyor gibi. İlk defa bu kitapla eleştirmenler hakkımda yazılar yazmaya başladılar. Bu da benim çok hoşuma gitti. Ancak sebep olarak piyasaya genç yaşta girmek bu topraklarda riskli bir iş… İnsanların gençler konusundaki önyargılarının haklılık payı yok değil. Bazı şeylerin bazı yaşları beklediği doğru. Ama diğer yandan mesela ben kendimi öğrenmeye aç, estetik düşkünü bir gezgin olarak görüyorum. Dolayısıyla benim bir şeyi anlama ve yazma çabama taş koyacak kimseyi ciddiye almam, kusura bakmasınlar.

 Kitap kapaklarınızda, blog sitenizde bol bol fotoğraflarınız var. Bir yazardan çok oyuncu gibisiniz…
Bu durum ikinci kitapla başladı. O kitap benim hikâyemdi. Yayınevi de “Kapağa seni koyalım” dedi. Kitabın deri ceket, baş kaldırış, kolye, sigara gibi ana temaları vardı. Kapaktaki fotoğrafta da hepsi vardı, onu kullandık.  Yayınevi, “Senin fotoğraflarını siyah beyaz yayımlayıp, bir set oluşturalım. Sen bu şekilde büyü” dedi. Ben de, “Tamam” dedim. Sonra bu konuyla ilgili çok eleştiri geldi; “Biz senin yüzünü neden bu kadar çok görüyoruz” dediler. Ama bir yandan da görsel hafızanın da metinlerle birlikte yer tutmasından yanayım. Mesela Ahmet Erhan’ı çok severim. O öldüğünde yüzü aklımda yoktu. Ve ben bu adamın bütün şiirlerini bilip yüzünü bilmediğim için kendimden utandım.

 “Çok satan bir yazar olduğum günlerde” diye başlayan bir açıklamanızı okumuştum. “Ben,  Hiçbir şey” in satış grafiği nasıl?
İkinci kitabım çok sattığında onun kötü bir kitap olduğundan emin oldum. Bir kitap çok satıyorsa o kitap iyi değildir. Niye? Demek ki çoğunluğa hitap ediyordur. Çoğunluğa hitap eden bir şey basit bir şeydir. Demek ki ben de çoğunluğa hitap ediyorum. Bu kitap basit bir kitap. Ölürüm; 100 sene sonra kitabın çok satacağı tutar. Eyvallah… Bu basitlikle açıklanamaz. Klasik olursa mesela. Son kitabımla ilgili eleştiri yazıları yazılması ve çok satmaması beni mutlu eden bir şey. Bu sefer ben daha arka plandayım, metinler ön planda. Bunları da kıymetli adamların ele alması benim için gurur verici bir şey. Çok şükür ki son kitabım az satıyor.

Röportaj: Ali Mert Alan

Fotoğraf: Uygar Taylan

Bu yazı  Akşam Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir